Sünneti inkar, Harf Inkılabından daha tehlikelidir…

sünnet inkarcilari, mealizm, mealcilik, hadis inkarcilari, sadece kuran diyenler, dinde reform, harf inkilabi,

 ***

Islam’a savaş açan ve Müslümanları Islam kültüründen koparmak isteyen kemalistler, halkın tepkisinden çekindikleri için düşmanın(!) adını “Arap kültürü” koymayı uygun bulmuşlardır.

Inkılabın baş aktörlerinden Ismet Inönü bu konuda şöyle diyordu:

“Harf inkılabı bir okuma yazma kolaylığına bağlanamaz. Okuma yazma kolaylığı Enver Paşa’yı tahrik eden sebeptir. Ama, harf inkılabının bizde tesiri ve büyük faydası, kültür değişmesini kolaylaştırmasıdır. Ister istemez Arap kültüründen koptuk.”[1]

Inönü’nün siyasetçi olması dolayısı ile açıkça Islam demek yerine “Arap kültürü” tabirini kullanması, hiç kuşkusuz seçimlerde halkın oyuna muhtaç olmasından ileri gelmektedir.

Tek Parti döneminde, yani demokrasiye geçişten önce “Arap Kültürü”nden kastın ne olduğunu A. Ibrahim’in 1931’de kaleme aldığı “Milli Din Duygusu ve Öz Türk Dini” adlı kitapta tüm açıklığıyla görmek mümkündür:

“Arap lisanını, bizi atalete ve uçuruma sürükleyen Arap harsını(kültürünü) atıyoruz. Islamiyet dini bugünkü ve yarınki Türkiye’nin prensiplerine tamamiyle muhaliftir. Memleketimizde Arap harsı(kültürü) sönmeye ve milli hisler kabarmaya başladığı için Islamiyet dini de sönmeye yüz tutmuştur. Islamiyet dini, milliyet prensiplerimizle, yani ictimai noka-i nazardan bilhassa harsiyat itibariyle karşılaştırılırsa çok menfi (olumsuz) ve gülünç mevkie düştüğü görülür. Velhasıl Türk dinini de, Türk Tanrısını da Türk benliğinde arayalım.”[2]

Bu kabilden kelime oyunlarına her dönem başvurulmuştur. Kelime oyunu demişken burada bir antrparantez açalım ve günümüzde sıkça kullanılan “irtica” tabirini masaya yatıralım…

Bu kelime esasen “gericilik” demek olup ilerlemelere karşı olanlar için kullanılır. Ancak gericilikten-geriye dönüşten neyin kastedildiği kamuoyunda açıkça ifade edilmez. Bununla birlikte yurtdışında bu ifadenin gerçek anlamı hiç çekinilmeden telaffuz edilir. Misal olarak, Postmodern darbenin aktörlerinden Çevik Bir’in Israilli stratejist Martin Sherman ile “Middle East Quarterly” isimli Amerikan (ABD) dergisine yazdığı makale gösterilebilir… Şöyle diyor Çevik Bir:

“Ordu, Anayasa hükümlerine göre, Kemal Atatürk’ün miras bıraktığı laik (seküler) Cumhuriyet’i korumakla vazifelidir. Ordu, Türkiye’nin yönünün Islam’a döndürülmesine veya Israil – Türk askeri ilişkilerinin tehlikeye atılmasına seyirci kalmayacağını Erbakan’a açıkça bildirmiştir.”[3]

Yani o dönem Ordu, “Türkiye’nin yönünün Islam’a döndürülmesi“ni sakıncalı bulmakta ve bu dönüşü engellemek istemektedir.

Bilindiği gibi, 28 Şubat 1997 tarih ve 406 sayılı Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Kararı’nın Eki’nde “Rejim aleyhtarı **irticai** faaliyetlere karşı alınması gereken tedbirler” yer almıştı.[4]

Nitekim o dönem Genelkurmay Başkanlığı, “Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmaya çalışan irticaya karşı mücadelede gerekirse silah kullanılacağını” açıklamıştı.[5]

28 subat hürriyet cevik bir makale cevik bir irtica kemalizm irtica yobaz irtica ne demek gerici ne demek arap kültürü ne demek

[5] no’lu dipnotta bahsi geçen 12 Haziran 1997 tarihli haber: “Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmaya çalışan irticaya karşı mücadelede gerekirse silah kullanılacağını…”

***

Böylece yurtiçinde sadece “irtica” yani gericilik-geriye dönüş şeklinde ifade edilen şeyin gerçek anlamını ve “neye” dönüş olduğunu 28 Şubat’ın mimarlarından Çevik Bir’in yurtdışındaki makalesinde görüyoruz: “Islam’a dönüş!”

Gelelim asıl konumuza…

Geçmişte kemalizmle yapılmak istenen, bugün mealizmle yapılmak isteniyor. (Mealist; sünnet, hadis, tefsir inkarcısıdır.)

Biraz açalım… Milletimizin tarihini reddederek geçmişle bağını koparan ve bunu gerçekleştirebilmek için harf inkılabıyla milletin hafızasını silmekle kalmayıp tarihi şahsiyetlerini de itibarsızlaştıran kemalizmle;

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin sünnetini ve Ümmetin tarihini reddederek yazılmış milyonlarca eseri yok saymak suretiyle Müslümanların hafızasını silmeye ve Alimlerini de itibarsızlaştırmaya çalışan mealizm arasında hiçbir fark yoktur. Çünkü böyle yapılırsa, Müslümanların geçmişle yani Islam kültürüyle bağı koparılmış olur. Bu nedenledir ki Sünneti inkar, harf inkılabından daha tehlikelidir…

Zira Sünnet sayesinde bütün Müslümanlar, ibadetten ahlaka aynı şekilde hareket ediyor ve bir davranış bütünlüğü sergiliyorlar. Nasıl ki eski yazının kaldırılması Müslümanlar arasındaki diyaloğu/irtibatı kesmişse, Sünnetin iptali de Müslümanlar arasındaki hareket ve davranış bütünlüğünü bozacaktır. Böylelikle Müslümanlar birbirlerine yabancılaşacak ve Islam kültüründen tamamen kopacaktır. Halbuki Islam, tevhid dinidir ve Müslümanların birliğini emretmektedir.

Kemalizmin inkılaplarla imha etmek istediği Islam Kültürü, bütün teşebbüslere rağmen bu suikastten sağ kurtuldu… Kurtuldu kurtulmasına ama şu anda yoğun bakımda ölüm kalım mücadelesi veren hastaya benzemektedir. Suikasti tertip edenler hastaneyi basamazlar. Zira suikast atlatan bir insan hastanede sıkı koruma altında tutulur (Muhafazakarlar)… Bu durumda yarım kalan işi tamamlayabilmek için düşmanın elinde tek bir seçenek kalır. O da, doktor kılığına girerek hastayı “tedavi etmek” bahanesiyle zehirlemektir.

Işte suikastle Islam’ı yok edemeyenler aramıza kılık değiştirmiş -sözde- hocalar sızdırmış ve “Dinde reform” yaparak güya Islam’ı tekrar eski parlak günlerine kavuşturmak bahanesiyle yarım kalan işi bitirmek istiyorlar. Ama bunun “içten biri(leri)” tarafından yapılması gerektiğini çok iyi biliyorlar. Aksi halde başarılı olunamayacağı geçmişte yaşanan tecrübelerle sabittir. Gerekirse rol icabı timsah gözyaşları dökerek Islamî usullere göre kefenleyip cenaze namazını kılıp uğurlamaktan da zerre imtina etmezler.

Kısacası kemalizmin yarım kalan işini, mealizmle bitirmeye çalışıyorlar.

Dil ile Din’in reddi halinde vuku bulacak felaketlerin daha iyi anlaşılabilmesi bakımından Prof. Dr. Lütfü Özşahin’in bir analizine yer vererek yazımızı noktalamak istiyoruz:

“Bugün Avrupa’da her millet kendi milli dillerini iyi bildiği gibi, aynı zamanda özellikle fikir ve bilim adamları kendi medeniyetlerinin temel dili olan Latince ve Yunanca’yı da çok iyi bilirler. Çünkü iyi bir fikir ve bilim adamı olmanın büyük düşünsel ve ilmi sistemler üretmenin en önemli yollarından birisi de, sadece ait olduğu toplumun milli dilini bilmek değil, aynı şekilde ait olduğu medeniyetin temel dillerini bilmekten geçmektedir. Bu dini ilimlerde bile böyledir.

Geleneğini kaybetmiş dini ilimler, teorik ve pratik alanda yetersiz kalacaklarından dolayı gerilemeye başlarlar ve dini hayatın olumsuz etkilenmesine yol açarak, dinin yozlaşması, anlamsızlaşması suretiyle bedbinlik ve uyuşturucu işlevi görmesine neden olurlar..

Eğer bir birey yahut bir toplum diline yabancılaşmışsa bu doğal olarak şu anlama gelir:

O birey ve toplum artık neşet ettiği, varlık alanına çıktığı tarihiyle, sanatıyla, edebiyatiyla, diniyle, müziğiyle, ilmiyle, irfanıyla son tahlilde kendisini var kılan tüm tarihsel ve toplumsal değerleri ile ilişki kuramıyor demektir. Çünkü her insan kendisini kendi yapan tüm değerleri ancak bir dil aracılığı ile ifade edebilir. Bundan dolayıdır ki, bir toplumda dilin bozulması o dile ait kelime ve kavramların bağlamlarının anlam kaybına uğraması, buharlaşması yani içlerinin boşalması ve bir anlam ifade etmemesi o toplumu kısa sayılmayacak bir gelecekte çöküşün ve yok olmanın eşiğine götürür. Çünkü kendini ifade edemeyen birey ve toplum, kişilik ve kimliğini kaybettiğinden dolayı aşağılık kompleksinin eşlik ettiği nevrotik bir ruh haliyle, doğal olarak başka toplum ve medeniyetlerin kültürel hegemonyasına girecekleri için, dirençlerini yitirirler ve sonuçta kendiliğinden sömürgeleşerek aline (alination) olurlar.”[6]

***

NOT: Inönü ve Çevik Bir gibi kelime oyunu yapan birini daha zikredelim. Hadis inkarcısı -sözde- hocalardan biri, geçenlerde televizyon ekranında dinleyicilerine mealen “hadisleri inkar ediyoruz demeyelim, Peygamber’e nispet edilen rivayetleri inkar ediyoruz diyelim, çünkü öbür türlü tepki çekiyoruz” şeklinde bir ihtarda bulunmuştu.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

 

[1] Ismet Inönü Hatıralar, (Yayıma Hazırlayan: Sabahattin Selek), iki cilt halinde, 3. basım, Bilgi Yayınevi, Istanbul 2009, sayfa 485.

[2] A. Ibrahim, Milli Din Duygusu ve Öz Türk Dini, Türkiye Matbaası, 1934. (90 sayfa). Yazılış tarihi 13 Ağustos 1931.

Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2014/10/19/arap-kulturu-ne-demek-dinde-reformun-amaci-nedir/

[3] Çevik Bir ve Martin Sherman, “Formula for Stability: Turkey Plus Israel” (Istikrar için formül: Türkiye artı Israil), “Middle East Quarterly” isimli Amerikan (ABD) Dergisi, Güz Sayısı (Fall) : 2002, Cild (Volume) : 9, Numara (Number) : 4.

Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/04/19/cevik-bir-28-subat-islama-karsi-ve-israil-icin-yapilmistir/

[4] Cumhurbaşkanlığı Arşivi, Yer No: 91704, Fihrist No: 22357-485, 486.

[5] Hürriyet Gazetesi, 12 Haziran 1997.

[6] Prof. Dr. Lütfü Özşahin, Kaosun Jeopolitiği ve Dinler Arası Diyalog, Rağbet Yayınları, Istanbul 2005, sayfa 146-154.

Tafsilat için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2015/01/01/harf-inkilabinin-zararlari-hakkinda-muthis-bir-analiz/

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

www.belgelerlegercektarih.net

.


2 yorum

Serkan Ayvaz · 10 Mart 2015 20:57 tarihinde

Bu tür yazıların çoğalması, gerçeklerin cesurca yazılması ve anlatılması çok güzel. Bu durum giderek artıyor ve bu zemini oluşturan yöneticilere minnet borçluyuz. Yazı harika ve siteniz çok iyi, teşekkürler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Close
Sosyal Medyada Biz!
Hesaplarımızı takip ederek en güncel bilgilere ulaşabilirsiniz.