Mustafa Islamoğlu’nun ilmî yetersizliği – 2

M. Islamoğlu, بَدِيعُ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَإِذَا قَضَى أَمْراً فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُ كُن فَيَكُونُ “O göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısıdır. Bir şey(in gerçekleşmesin)e hükmettiği vakit ona sadece ‘ol’ der ve o da hemen olur”[1] ayet-i kerimesini

“Bir işin olmasını murat ettiğinde ona sadece ‘ol’ der ve o da oluş sürecine girer.”[2]

şeklinde meallendirir. Burada iki adet iptidai seviyede nahiv hatası vardır. Ayet-i kerimede geçen فَيَكُونُ ifadesindeki (ف)’ya herhangi bir sebep olmaksızın (و) manası verilmiştir. Ve (ف) ‘nin ifade ettiği “takip”, “hemen ardından olmak” meale yansıtılmamıştır. Her ne kadar buradaki (ف)’ya “istinaf” manası verenler olsa da Ibn Hişam bunu reddeder.[3]

M. Islamoğlu şu ifadeleri ile (oluş sürecine girer) şeklindeki uydurma mealini teyit etmeye çalışır:

“Kur’an’da dört yerde gelen bu ibarelerin tümünde kullanılan kelime fe-yekûn şeklindedir. Bu muzari fiildir. Muzari fiil ‘şimdiki zaman, geniş zaman, gelecek zaman’ olmak üzere üç zamanı birden içerir. Dolayısıyla kun fe-yekûnibaresini “ol dedi oldu” şeklinde anlamak düpedüz tahriftir. Doğru karşılık “ol dedi, oluş sürecine girdi” şeklindedir. “Ol dedi”nin arkasını ayete aykırı olarak “oldu” şeklinde kurmak, Yaratıcı ile sihirbazı karıştırmaktır. Yaratıcı sihirbaz değildir. Onun sünneti vardır.”[4]

Bir kere ayet-i kerimeye “ol dedi oldu” şeklinde mana verildiği bir yalandır. Ayet-i kerimelere verilen mana “ol! der ve o da hemen olur” şeklindedir ve fiili muzariye zıt bir durum yoktur. Sadece, Hz. Adem (a.s) ile Hz. Isa (a.s)’nın birbirlerine benzetildiği Al-i Imran suresinin 59. ayet-i kerimedeki (كُن فَيَكُونُ) ifadesine “ol! dedi ve o da hemen oluverdi” manası verilir. Bunun sebebi, bu ayet-i kerimedeki muzarinin geçmişi anlatma esnasında zikredilmesi ile alakalıdır. Yani buradaki muzari, “hikaye-i hal-i maziye”dir.[5] Bir misalle açıklayalım:

“Urfa’da abid bir zatı ziyaret ettik. Odasına girdiğimizde namaz kılıyordu. Rahatsız etmemek için dışarı çıktık. Bir saate yakın bir müddet geçti. Namazı bitmiştir diye düşünerek huzuruna yeniden girdik. Birde baktık ki hala namaz kılıyor.”

Bu cümledeki “namaz kılıyor” ifadesi “şimdiki hal” olmasına rağmen geçmiş zaman ifade eder. “Namaz kılıyordu” şeklinde manalandırmak yanlış olmaz. Buna hikaye-i mazi/hikaye-i hal denir. Işte bu ayet-i kerimedeki (كُن فَيَكُونُ) ifadesi de bunun gibi hikaye-i haldir.

Ayrıca bu ayet-i kerimeye M. Islamoğlu “ol! dedi; işte o da böylece oluş sürecine girdi”[6] şeklinde mana verir. Vakıa mazi manasına itiraz eder lakin kendi de mazi manası verdiğinin farkında değil. Herhalde neye itiraz ettiğinin de farkında değil. Hikaye-i mazi ne demek birisinden öğrense iyi olur.

Izah sadedinde kurduğu yukarıda verdiğimiz cümlelerdeki sorunlar bununla sınırlı değildir. Muzarinin içerdiği üç zaman ile alakalı söyledikleri de ayrı bir mantık garibesi. “Bir kelimeden hal, istikbal ve geniş zaman manalarını aynı anda kastettik” demek mantıki değildir. Zira “istimrarı teceddüdi” dediğimiz “geniş zaman”, mazinin yanında hal ve istikbali zaten içerir. Anlaşılıyor ki burada sadece nahvi değil, mantıki bir hata da var. Arapçası kötü olan biri dahi, en azından Türkçeden geniş zamanı okuyarak böyle bir hatadan sakınabilirdi.

Burada muzarinin içerdiği zamanlar ile alakalı bir izah yapalım. Muzari; “şimdiki hal”, “gelecek zaman” veya “geniş zaman” diye tabir edebileceğimiz ve geçmiş zaman, şimdiki hal ve gelecek zamanı tabii olarak içeren “istimrarı teceddüdi” olmak üzere üç zamana ihtimallidir. Herhangi bir delalet varsa taayyün eder. Yoksa hale hamli evladır. Muzarinin üç zamanı aynı anda içermesi, geniş zaman manasında olması durumundadır. Ve içerdiği üç zaman mazi, hal ve istikbaldir.[7]

“Oluş sürecine giriyor”, şimdiki hal;
“Oluş sürecine girecek”, gelecek zaman;
“Oluş sürecine girer” ise geniş zamandır. (يَكُونُ) kelimesindeki geniş zamanı “girer” ile karşılayacaksa “oluş süreci”nin ayette karşılığı kalmaz.

Kendi ürettiği “üç zamanı birden karşılama” mefhumu için kullandığı “süreç” ifadesi ise, fiillerin tazammun ettiği zamandan ayrı, müstakil bir kelime ve mefhumdur. Bir süreç, mesela bir gün henüz başlamadıysa gelecek, başlama esnasında ise bir kısmı şimdiki hal, bir kısmı gelecek; başlanmış ise bir kısmı geçmiş, bir kısmı şimdiki hal, bir kısmı gelecek; bitmiş ise geçmiş zaman olur ki, bu fiillerin içerdiği ve heyetleri ile ifade ettiği zamandan[8] müstakil, ayrı bir mefhumdur. Buna yakın bir mana, (يابس) giyiyor gibi “imtidat eden fiiller”de mevcuttur. Bu fiillerdeki imtidad, heyetten değil, maddeden neşet eder. M. Islamoğlu’nun anlayacağı bir dille ifade edecek olursak, fiilin, geçmiş zaman, şimdiki hal veya gelecek zamanı ifade etmeleri ile alakalı değil, giymenin lügat manası ile alakalıdır. Bu vahim durum M. Islamoglu’nun “Vazı ilmi”ndeki seviyesini de ifşa etmektedir. Elbette vazı ilmindeki seviyesinden bahsettiğimiz kişinin, vazı ilmi diye bir ilmin varlığı ile alakalı hiçbir fikrinin olmayışı çok kötü bir durum olur. Inşaallah böyle değildir.[9]

**********

KAYNAKLAR:

[1] 2-Bakara Suresi, ayet 117.

[2] Islamoğlu, Kuran ayetleri ışığında yaratılış, sayfa 81.

[3] Mahmud Safi, el-Cedvel fi Irabi’l-Kur’an, sayfa 245. (dipnot)

[4] Islamoğlu, Kuran ayetleri ışığında yaratılış, sayfa 81.

[5] Ibn Cerir et-Taberi, Camiu’l-Beyan fi Tevili’l-Kur’an; Alusi, Ruhu’l-Meyan; Ebusuud, Irşadü’l-akli’s-selim; Zemahşeri, Keşşaf; Kurtubi, el-Cami li Ahkami’l Kur’an, Fahreddin Razi, Mefatihu’l-ğayb: Al-i Imran Suresi 59.

[6] Islamoğlu, Kuran ayetleri ışığında yaratılış, sayfa 237.

[7] Hususiyetle “istimrar-ı teceddüdi” için bakınız; Ibn Hişam, Muğni’l-Lebib, cild 1, sayfa 184; el-Isterabazi, Şerhu’r-Raziyy, cild 2, sayfa 222; Muhammed b. Ali es-Sabban, Haşiyetü’s-Sabban ale’l-Işmuni, cild 2, sayfa 361.

[8] Fiilin heyeti ile zamana delalet ettiği meselesi için kolay bir kaynak olarak bakınız; Imram-ı Birgivi, Izhar, fiilin tarifi, sayfa 2.

[9] ALINTI: Mustafa Ülker, Bir Ayetin Tefsiri Sadedinde Adem Babamızın Yaratılışı, Havva Validemizin Yaratılışı ve Insan Neslinin Çoğalması, “Modernist Zihniyete Karşı Ehl-i Sünnet Müdafaası” içinde, Dirâyet Kitaplığı, Istanbul 2017, sayfa 483-486.

**********

Kadir Çandarlıoğlu

www.belgelerlegercektarih.net

.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Close
Sosyal Medyada Biz!
Hesaplarımızı takip ederek en güncel bilgilere ulaşabilirsiniz.