Meal Okumak, Kur’an Okumak Gibi Değildir! Işte Delilleri – 3

Kur’an-ı Kerim’i anlamak için başta Arapça olmak üzere Sarf, Nahiv, Sebeb-i Nüzul, Kıraat ve Lügat gibi birçok ilim dalına vakıf olmanın şart olduğunu söylediğimizde, Kur’an’ı Türkçe mealinden okuyup kendilerini Allame-i Cihan zanneden bir hizip buna karşı çıkıyor.

Hiçbir şekilde laf anlamayan bu şahıslara muşahhas (somut) misaller vermek niyetiyle -birkaç bölüm halinde- Kur’an’da çokça zikredilen bazı kelimelerin “dilbilim”, “kıraat” açısından değerlendirmesini yapacağız. Böylece bu şahıslar, bir kelimenin dolayısıyla ayetin nasıl başka manalara gelebileceğini ve mealle iktifa etmenin nasıl vahim bir hata olduğunu görme imkanına sahip olacaklardır.

Kur’an’ın okunma keyfiyetini inceleyen Kıraat ilminin temel amacı, sahih kıraatları sahih olmayandan ayırmak, kıraatların nesilden nesile doğru bir şekilde aktarılmasını sağlamak ve harflerin mahreçlerine riayet edilerek Kur’an’ın doğru bir şekilde okunmasını sağlamaktır.

Kur’an metni genel olarak ihtilaf edilen bir metin olmasa da, kıraat imamlarının okuyuşları incelendiği zaman, onların bazı kelimeleri farklı okudukları gözlenmektedir. Kıraatlar sonucu farklı okunan bazı kelimelerin anlamında hiç bir farklılık olmazken, bazı kelimelerde bir takım anlamsal değişiklikler olmaktadır. Bu yönüyle kıraaatlar, ayetlerin anlamını da etkilemektedir.

Kıraat ilminin menşei çerçevesinde birçok farklı görüş ileri sürülmüştür. Klasik tefsir ve kıraat literatüründe “yedi harf” ve kıraat konuları birbiriyle alakalı olarak ele alınmış, çünkü kıraat farklılıklarının ortaya çıkışı, “yedi harf” ile ilişkili bir mesele olarak ortaya çıkmıştır.

Bu bölümde kıraatların menşei ile ilgili tartışmaları “yedi harf” çerçevesinde ele almaya çalışacağız. “Yedi harf” ifadesinde geçen harf kelimesi, Arapça’da birçok anlamda kullanılmaktadır. Arapça’da hece harfleri ve edatlara harf denir.[1]

Edat anlamdaki harf, kelimenin üç kısmından olup, fiil ve isim dışında kalan kelimeler anlamındadır. Arapça’da harf, kelime, söz, kaside, taraf, kenar ve bir şeyin ucu gibi anlamlara gelmektedir. Yine harf kelimesi, çevirmek, döndürmek ve kazanmak anlamlarına da gelir.[2] Ayrıca harf, lugat ve lehçe anlamına da gelir.[3] Kur’an’da harf kelimesi, vecih ve yön anlamında kullanılmıştır:[4] “Insanlardan kimi, Allah’a yalnız bir yönden (harf) kulluk eder.”[5]

Harf, farklı vecihlerle okunan kıraat anlamına da gelir. Kur’an’da farklı vecihlerle okunan her kelimeye harf denir. Buna göre Ibn Mesud’un harfi onun kıraatı demektir.[6]

Yedi harfe dayalı muhtemel vecihlerle ilgili farklı araştırmacılar tarafından bir takım görüşler ifade edilmiştir. Bu konuda araştırmalar yapmış olan Abdurrahman Çetin, bu okuyuşları 13 olarak tespit etmiştir.[7] Bu okuma biçimleri şöyle sıralanabilir:

1 – Harekesi değişen, fakat manası ve sureti değişmeyen okuma biçimi: وَلاَ يُضَآرَّ كَاتِبٌ “Yazana, katibe, bir zarar verilmesin.”[8] ayeti, Ebu Ca’fer kıraatında وَلاَ يُضَآرْ şeklinde okunmaktadır.[9]

2 – Harekesiyle birlikte manası da değişen, fakat sureti değişmeyen okuma şekli: وَلاَ تُسْأَلُ عَنْ أَصْحَابِ الْجَحِيمِ “Sen cehennemliklerden sorumlu tutulacak değilsin.”[10] ayeti Naf’i ve Ya’kup tarafından وَلاَتَسْأَلْ şeklinde okunmuştur.[11] Bu durumda ayetin anlamı: “Cehennemdekiler hakkında soru sorma.” şeklinde olur.

3 – Harfleri ve anlamı değişen, fakat sureti değişmeyen vecih: أَفَلاَ تَعْقِلُون ayetini[12], Ibn Kesir, Ebu Amr, Şu’be ve Hamza أَفَلَا يَعْقِلُونَ şeklinde okumuştur.[13] Bu durumda ayetin anlamı “Düşünmüyorlar mı?” şeklinde olur.

4 – Harfleri ve sureti değişen fakat manası değişmeyen okuma şekli: الصِّرَاط kelimesi[14] Kunbul ve Ruveys rivayetinde السّرَاط şeklinde okunmuştur.[15]

5 – Lehçelerin eda ve şive farklılığından doğan vecihler: Feth-imale, terkik-tefhim, nakil, sıla-işmam gibi vecihlerde kelimenin suret ve manasında değişiklik meydana gelmez.

6 – Mazi, müzari ve emir gibi fiillerin çekimi yönünden farklı vecihler: وَاتَّخِذُواْ مِن مَّقَامِ إِبْرَاهِيمَ مُصَلًّى “Siz de Hz. Ibrahim’in makamında bir namazgah yeri edinin.”[16] ayetini Naf’i ve Ibn Amir, واتَّخَذُواْ şeklinde mazi sıgasıyla okumuştur.[17] Bu durumda ayetin anlamı şöyle olur: “Onlar da Hz. Ibrahim’in makamını namazgah edindiler.”

7 – Isimlerde müfred, tensiye, cemi’ vb. hususlardaki farklı okuyuşlar: كُلٌّ آمَنَ بِاللّهِ وَمَلآئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ “Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve Peygamberlerine iman ettiler.”[18] ayetini Hamza, Kisai ve Halef كتابه şeklinde müfred olarak okumuştur.[19] Bu durumda ayetin anlamı şöyle olur: “Her biri Allah’a, meleklerine, kitabına (Kur’an’a) ve Peygamberlerine iman ettiler.”

8 – Edatların değişmesiyle meydana gelen vecihler: وَلَا يَخَافُ عُقْبَاهَا “Allah bunun, sonucundan çekinmez de.”[20] ayetinde geçen “vav”ı Ibn Amir, Nafi’ ve Ebu Cafer, “fa” olarak okumuştur. Medine ve Şam Musahafında bu kıraat farklılığı “vav” ile diğer Mushaflarda “fa” ile yazılmıştır.[21]

9 – Isbat ve hazifte (ziyade ve noksanlıkta) meydana gelen vecihler: وَقَالُواْ اتَّخَذَ اللّهُ وَلَدًا “Allah çocuk edindi” dediler.”[22] ayetini Ibn A’mr “vav”sız okumuştur. Şam Mushafında sözkonusu ayet bu şekilde yazılmıştır.[23]

10 – Takdim ve te’hir ile değişen vecih: فَالَّذِينَ هَاجَرُواْ وَأُخْرِجُواْ مِن دِيَارِهِمْ وَأُوذُواْ فِي سَبِيلِي وَقَاتَلُواْ وَقُتِلُواْ لأُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ “Hicret edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet görenler, savaşanlar ve öldürülenlerin de andolsun, günahlarını elbette örteceğim.”[24] Bu ayeti Hamza, Kisai ve Halef وَقُتِلُواْوَقَاتَلُواْ şeklinde takdim ile okumuştur.

11 – Bir harfin kendisine yakın bir mahrecin ibdali ile meydana gelen vecih: وَطَلْحٍ مَّنضُود ayeti[25] Hz. Ali’den rivayet edilen bir kıraata göre وَطَلْع şeklinde okunmuştur.[26]

12 – Mana değişmeksizin, bir kelimenin başka bir kelime ile değişmesiyle meydana gelen vecihler: كَالْعِهْنِ الْمَنفُوشِ ayetini[27] Ibn Mesud كَالصوف الْمَنفُوشِ şeklinde okumuştur.[28]

13 – Mana ve suretin değişmesiyle meydana gelen vecih[29] : فَاسْعَوْا إِلَى ذِكْرِ اللَّهِ “Allah’ın zikrine koşun.”[30] ayetini Hz. Ömer’den rivayet edilen bir kıraatte فَامضواإِلَى ذِكْرِاللَّهِ şeklinde okunmuştur.[31]

Işte bir kelime bu şekilde birçok manalara gelebiliyor. Ancak meal okuyanlar bu farkları görme imkanına sahip olamıyorlar. Onlar sadece mealcinin-tercüme edenin anladığı manayı kabul etmek mecburiyetinde kalıyorlar. Hal böyle olunca da aslında Kur’an-ı Kerim’i değil, tam tersine mealcinin yorumunu okumuş ve ona inanmış oluyorlar. Işte burada Islami ilimlerin, tefsirin ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin hadislerinin kıymeti ortaya çıkıyor. Kur’an’-ı Kerim’i, mealcinin-tercüme edenin değil de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin anladığı şekilde anlamak ve yaşamak isteyenler, kaçınılmaz olarak meallerin yeterli olacağına dair fikirlerini tekrar gözden geçirmelidirler.

Kelimelerin birçok farklı manaya gelebileceğini gösteren bu yazı, Modern dönemde ortaya çıkan bazı sözde hocaların niçin Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimizin sünnetini ellerinin tersiyle ittiklerini anlamamız bakımından çok önemlidir. Sünneti reddediyorlar, çünkü Kur’an-ı Kerim’deki kilit kavramları kafalarına göre yorumlayarak kendi ideolojilerini Kur’an’a söyletmek istiyorlar. Halbuki biz, onun bunun yorumuna değil, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin yorumuna bakarız.

**********

KAYNAKLAR:

[1] Ibn Manzur, Lisan, cild 5, sayfa 457.

[2] Ibn Manzur, Lisan, cild 5, sayfa 458.

[3] Ibn Manzur, Lisan, cild 5, sayfa 457.

[4] Ibn Manzur, Lisan, cild 5, sayfa 457.

[5] 22-Hac Suresi, ayet 11.

[6] Ibn Manzur, Lisan, cild 5, sayfa 457.

[7] Abdurrahman Çetin, Yedi Harf ve Kıraatlar, sayfa 137-148.

[8] 2-Bakara Suresi, ayet 282.

[9] Ibnü’l-Cezeri, Neşr, cild 2, sayfa 171.

[10] 2-Bakara Suresi, ayet 119.

[11] Ibnü’l-Cezeri, Neşr, cild 2, sayfa 167.

[12] 7-A’raf Suresi, ayet 169.

[13] Abdulfettah Paluvi, Zübtedu’l-Irfan, Asitane Yayınları, Istanbul b.t.y., sayfa 62.

[14] 1-Fatiha Suresi, ayet 6.

[15] Abdulfettah Paluvi, Zübtedu’l-Irfan, Asitane Yayınları, Istanbul b.t.y., sayfa 7.

[16] 2-Bakara Suresi, ayet 125.

[17] Ibnü’l-Cezeri, Neşr, cild 2, sayfa 176.

[18] 2-Bakara Suresi, ayet 285.

[19] Ibnü’l-Cezeri, Neşr, cild 2, sayfa 176.

[20] 91-Şems Suresi, ayet 15.

[21] Ibnü’l-Cezeri, Neşr, cild 2, sayfa 300.

[22] 2-Bakara Suresi, ayet 116.

[23] Ibnü’l-Cezeri, Neşr, cild 2, sayfa 164.

[24] 3-Al-i Imran Suresi, ayet 195.

[25] 56-Vakia Suresi, ayet 29.

[26] Taberi, Camiu’l-Beyan, cild 27, sayfa 211.

[27] 101-Karia Suresi, ayet 5.

[28] Buhari, 65, Kitabu’t-Tefsir, 101, VIII/930.

[29] Abdurrahman Çetin, Yedi Harf ve Kıraatlar, sayfa 137-148.

[30] 62-Cum’a Suresi, ayet 9.

[31] Buhari, 65, Kitabu’t-Tefsir, 62, VIII/817.

ALINTI: Yrd. Doç. Dr. Hacı Önen, Kıraat Tarihi ve Kıraat Farklılıklarının Kur’an Tefsirine Etkisi, Rağbet Yayınları, Istanbul 2017, sayfa 125-128.

*********

Kadir Çandarlıoğlu

www.belgelerlegercektarih.net


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Close
Sosyal Medyada Biz!
Hesaplarımızı takip ederek en güncel bilgilere ulaşabilirsiniz.