Meal Okumak, Kur’an Okumak Gibi Değildir! Işte Delilleri – 1

Kur’an-ı Kerim’i anlamak için başta Arapça olmak üzere Sarf, Nahiv, Sebeb-i Nüzul, Kıraat ve Lügat gibi birçok ilim dalına vakıf olmanın şart olduğunu söylediğimizde, Kur’an’ı Türkçe mealinden okuyup kendilerini Allame-i Cihan zanneden bir hizip buna karşı çıkıyor.

Hiçbir şekilde laf anlamayan bu şahıslara muşahhas (somut) misaller vermek niyetiyle -birkaç bölüm halinde- Kur’an’da çokça zikredilen bazı kelimelerin “dilbilim” açısından değerlendirmesini yapacağız. Böylece bu şahıslar, bir kelimenin dolayısıyla ayetin nasıl başka manalara gelebileceğini ve mealle iktifa etmenin nasıl vahim bir hata olduğunu görme imkanına sahip olacaklar.

Evvela dilbilimin tarifine bir göz atalım… Ramazan Abdü’t-Tevvâb alt dallarına vurgu yapacak şekilde dilbilimi şöyle tanımlamıştır:

“Dilden bahseden; dili bütün ses, sarf, nahiv, anlam açısından ele aldığı gibi, tasviri, tarihi, karşılaştırmalı yönleriyle de ele alan, farklı diller ya da lehçeler arasındaki alakaları inceleyen, dilin görevlerini ve üsluplarını farklı toplumlarla ilişkilerini ele alan bilimdir.”[1]

Bu bölümde Mustafa Karagöz’ün eserinden naklen Kur’an-ı Kerim’de çokça zikredilen “Küfr” kelimesini ele alacağız…

“Küfr” Kur’an’ın terimleştirdiği ve Kur’an’daki odak kelimelerden birisidir. Ancak Kur’an’da farklı türevleriyle geçen bu sözcük Kur’an’ın her yerinde terim anlamında kullanılmamış, bazı yerlerde sözlük anlamında kullanılmıştır. Diğer bir ifadeyle, Kur’an’ın terimleştirdiği “küfr” kelimesi, bağlamına göre hem terimsel anlamına hem de terimleşmeden önceki anlamına delalet eder konuma gelmiştir. Dolayısıyla “küfr” lafzı çokanlamlı bir lafız olmasının yanı sıra, anlam değişimine de uğramıştır. Kur’an’ın terimleştirdiği “inkar” anlamının dışında, bu kelime Kur’an’da “nankörlük etmek” ve “çiftçilik” gibi anlamlarda da kullanılmıştır. Dolayısıyla bu kelime kazandığı terim anlam nedeniyle anlam değişmesi kısmında değerlendirileceği gibi, terim anlamının yanı sıra, “nankörlük etmek” ve “çiftçilik” anlamlarında da kullanıldığı için, çokanlamlı bir kelime olarak kabul edilebilir.

“Küfr” Kur’an’ın odak kavramlarından birisi olduğu için, hicri ilk üç asırdaki dilbilimsel tefsirlerde bu kelimenin geçtiği bağlama göre, lügat anlamında kullanıldığı yerlerde yapılan açıklamaları zikretmeyi uygun görüyoruz. “Küfr” kelimesi Kur’an’da çoğunlukla terimsel anlamında kullanılmıştır. Bu yüzden, örneklerimizi terimsel anlamda kullanılan yerlerden değil, sözlük anlamında kullanılan yerlerden seçeceğiz. Bu yerlerden birisi Firavun’un Hz. Musa (a.s) hakkındaki bir değerlendirmesini hikaye eden “ve-fe’alte fa’leteke’lletî fe’alte ve-ente mine’l-kafirîn”[2] ayetidir. Ayetin sonunda geçen “el-kafirin” kelimesi bu formla Kur’an’ın birçok yerinde “Allah’ı inkar eden” kimseler için (terimsel anlamda) kullanılmıştır. Ancak, önceki ayetlerde Firavun’un ağzından Hz. Musa’ya yapılan iyilikler sıralandıktan sonra, bu ayette Firavun tarafından söylenen bu ifade yer almaktadır. Dolayısıyla hem ayetin bağlamı ve hem de sözün kendisinden hikaye edildiği kişi dikkate alındığında bu ayette küfr kelimesiyle, “Allah’ı inkar etme” değil “nankörlük”, yani “verilen nimetin üzerini örtme” anlamı kastedilmiştir. Nitekim Ibn Kuteybe ve Ferra bu duruma işaret etmiştir. Ibn Kuteybe, ilgili ayette geçen “el-kafirin” kelimesini “nankörlük/küfran-ı nimet” şeklinde tefsir etmiştir.[3] Ferra da ayeti “seni yetiştirmek başta olmak üzere, sana sunmuş olduğum nimetler karşısında nankörlük yaptın” şeklinde açıklamıştır.[4] Halil b. Ahmed de “küfr” kelimesinin, “imanın zıddı” olarak terimsel anlamını verdikten sonra “şükrün zıddı” şeklinde sözlük anlamını da vermekte, daha sonra terimsel anlamdaki küfrün dört türlü olduğunu belirtmektedir.[5] Nahiv alimi Zeccac ise ayete bu anlamın yanı sıra, farklı bir bakış açısı daha getirmektedir. Zeccac ayetin iki şekilde anlaşılabileceğini öne sürerek birinci anlamda Ibn Kuteybe ve Ferra’nın verdiği “nankörlük” manasını zikretmektedir. Ancak, Zeccac bu mananın yanı sıra, ikinci bir ihtimal olarak, ayetteki kelimenin “inkar etme” anlamına da gelebileceğini söylemiştir. Buna göre, Firavun, Hz. Musa’nın daha önce başına gelen öldürme eylemini inkar ettiğini dile getirmiş olmaktadır.[6]

“Küfr” kelimesinin terimsel anlamı da “inkar etmek” olduğu için, Zeccac’ın verdiği ikinci mana, kelimenin terimsel anlamına yakın olmakla birlikte, Firavun’un Hz. Musa’ya nispet ettiği küfr Allah’ı inkar etmek olmayıp, yaptığı bir eylemi inkar etmektir. Dolayısıyla bu durumda da kelime terimsel anlamında kullanılmamıştır.

“Küfr” kelimesinin terimsel anlamda kullanılmadığı diğer bir form, yine çoğul olarak gelen “el-küffar” kelimesidir. Bu kelime “ke-meseli ğaysin a’cebe’l-küffâra nebâtühû”[7] ayetinde “kafirler” değil, “çiftçiler” anlamında kullanılmıştır. Nitekim Ibn Kuteybe bu kelimeyi “ez-zürrâ’a/çiftçiler” olarak açıkladıktan sonra “çiftçilere el-küffar denmesinin nedeninin çiftçinin tohumu toprağa saçarak, toprakla tohumu örtmesi olduğunu” söylemiş[8], böylece “kefera” maddesinin temel anlamı olan “örtmek”le bu ayette kullanıldığı mana arasındaki irtibatı belirtmiştir.[9] Fetih Suresi’nin “yü’cibü’zürrâ’a li-yağîza bihim’ül-küffâr”[10] ayetindeki el-küffâr kelimesi ise, terimsel anlamda (kafirler) kullanılmıştır.[11]

Işte bir kelime bu şekilde birçok manalara gelebiliyor. Ancak meal okuyanlar bu farkları görme imkanına sahip olamıyorlar. Onlar sadece mealcinin-tercüme edenin anladığı manayı kabul etmek mecburiyetinde kalıyorlar. Hal böyle olunca da aslında Kur’an-ı Kerim’i değil, tam tersine mealcinin yorumunu okumuş ve ona inanmış oluyorlar. Işte burada Islami ilimlerin, tefsirin ve Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin hadislerinin kıymeti ortaya çıkıyor. Kur’an’-ı Kerim’i, mealcinin-tercüme edenin değil de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin anladığı şekilde anlamak ve yaşamak isteyenler, kaçınılmaz olarak meallerin yeterli olacağına dair fikirlerini tekrar gözden geçirmelidirler.

Kelimelerin birçok farklı manaya gelebileceğini gösteren bu yazı, Modern dönemde ortaya çıkan bazı sözde hocaların niçin Hz. Peygamber (s.a.v) Efendimizin sünnetini ellerinin tersiyle ittiklerini anlamamız bakımından çok önemlidir. Sünneti reddediyorlar, çünkü Kur’an-ı Kerim’deki kilit kavramları kafalarına göre yorumlayarak kendi ideolojilerini Kur’an’a söyletmek istiyorlar. Halbuki biz, onun bunun yorumuna değil, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin yorumuna bakarız.

**********

KAYNAKLAR:

[1] Ramazan Abdü’t-Tevvâb, el-Medhal ilâ Ilmi’l-Lüga, Mektebetü’l-Hancî, Kahire 1980, sayfa 7.

[2] Şuara Suresi 19,

[3] Ibn Kuteybe, Garibü’l-Kur’an, sayfa 316.

[4] Ferra, Meani’l-Kur’an, cild 2, sayfa 279.

[5] Halil, el-‘Ayn, cild 5, sayfa 356.

[6] Zeccac, Meani’l-Kur’an ve I’rabüh, cild 4, sayfa 67.

[7] Hadid Suresi 20.

[8] Ibn Kuteybe, Garibü’l-Kur’an, sayfa 454.

[9] Zeccac ise bir önceki ayette olduğu gibi, burada da ikinci bir mananın ihtimal dahilinde olduğunu öne sürmüştür. Kelimeyle ilgili ilk olarak “çiftçi” anlamını zikreden Zeccac daha sonra, kelimenin terimsel anlamından hareketle “Allah’ı inkar edenler” olarak da anlaşılabileceğini eklemiştir. Zeccac bu manaya gerekçe olarak, Allah’ı inkar edenlerin bu tür durumlar karşısında hayrete düşmeye daha elverişli olmasını göstermektedir. Bakınız; Zeccac, Meani’l-Kur’an ve I’rabüh, cild 5, sayfa 101.

[10] Fetih Suresi 29.

[11] ALINTI: Mustafa Karagöz, Dilbilimsel Tefsir ve Kur’an’ı Anlamaya Katkısı, Ankara 2015, sayfa 288-290.

NOT: Buradaki kaynakları sadece “dilbilim” alanında referans olarak kabul ettik.

*********

Kadir Çandarlıoğlu

www.belgelerlegercektarih.net

.

 


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Close
Sosyal Medyada Biz!
Hesaplarımızı takip ederek en güncel bilgilere ulaşabilirsiniz.