Kur’an mübin mi? Kur’an açık mı? Mübin ne demek?

Maide 15, Neml 1, ayetlerinde yer alan “kitabin mubin” ifadesinin veya Hicr 1, Yasin 69 ayetlerinde yer alan “kur’an’in mubin” ifade-i celilelerini Kur’an’ın “apaçık” olduğu ve tebyine (açıklamaya) muhtaç olmadığına delil getiriyorlar.

Cevap: Bu ayet-i kerimeler ve benzerlerinde yer alan “mübin” ifadesini iki türlü anlamamız mümkündür. Birincisi müteaddi manasıyla “açıklayıcı.” Buna göre ilgili ayetlerde Kur’an’ın “açıklayıcı” olduğu ifade edilmiş olur ki bu herkes tarafından müsellem bir şeydir. Yani, Kur’an insanlara birtakım hakikatleri açıklamak için gelmiştir, amenna. Kelimenin diğer anlamı “lazım” manasıdır ki buna göre de ayetin manası “apaçık Kur’an” olmuş olur. Tartışmaya mahal kılınan mana da budur zaten. Öyleyse biz, Kur’an’ın “apaçık” olmasının ne anlama geldiği üzerinde durmalıyız.

Hemen berlitelim ki bu ifadenin yer aldığı bütün ayet-i kerimeler Mekke’de nazil olmuştur. Henüz daha ahkama (hükümlere) dair ayetlerin nüzulünden öncedir bu ayet-i kerimeler. Ve bu ayetler Mekke’de müşriklerin Kur’an’la ilgili şüphelerine cevap sadedinde inmiştir. Kur’an, bize Mekke müşriklerinin onu Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin uydurduğunu, O’nun (s.a.v) bir şair olduğunu dillendirdiklerini haber veriyor. Mekke döneminde oluyor bunlar. Bu ayet-i kerimeler de bu olaylar üzerine nazil oluyor. Bu birinci husus.

Diğer bir husus da şu: Bu ifadelerin, sebeb-i nüzulleri açısından Kur’an’ın Allah celle celaluhu tarafından olmadığına, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin kendi uydurması olduğuna bir cevap olması bir yana bağlamlarına bakıldığında da ifade ettiğimiz husus rahatlıkla görülecektir. Mesela birkaç ayet-i kerimeye bakalım, bağlam olarak neyden bahsediyor görelim: Buyrun, Maide 15:

“Ey kitap ehli! Kitaptan gizlemiş olduğunuz şeylerin çoğunu açıklayan, çoğundan da vazgeçen peygamberimiz size geldi. Ayrıca size, Allah’tan bir nur ve apaçık bir kitap da gelmiştir.”

Ayetin bağlamı açık. Ehl-i Kitap’a sesleniyor ve onlara diyor ki: “Gerçekten size Allah’tan bir nur, apaçık bir kitap geldi.” Bu ayet-i kerimedeki “apaçık” ifadesinin “manasında apaçık” olmaya ihtimali olabilir mi? Olamaz. Çünkü Ehl-i Kitab’ın bundan önce Kur’an’a bakışında arıza var. Nedir o arıza? Ehl-i Kitap Kur’an’ın Allah katından gönderilmiş bir kitap olduğuna inanmıyor. Ayet de onların bu yanlış itikadını tashih ediyor. Ayetin bağlamı bu. Buna göre apaçık kitap, “Allah katından geldiği apaçık olan, bu konuda hiçbir şüphe barındırmayan” anlamı taşıyor. Ayetin bağlamı tamamen bundan bahsederken kelimeyi cımbızla çekip alıyorsunuz ve Sünnet’in tebyin (açıklama) yönünü inkar sadedinde delil olarak kullanıyorsunuz. Bu dürüstçe bir tavır değil. Bu ifadenin yer aldığı ayet-i kerimelerin sebebi nüzulleri ve bağlamları hep bu manayı göstermektedir.

Bir de Yasin Suresi 69. ayet-i kerimeye bakalım:

“Biz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da… O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur’ân’dır.”

Ayet açık ve net bir şekilde Kur’an’ı getiren Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’e şair diyenlere ret yapıyor ve “Hayır, o Peygamber aleyhisselam şiir bilmez, biz ona böyle bir şey öğretmedik. Onun getirdiği Allah katından olduğuna şek ve şüphe bulunmayan, ind-i ilahiden olduğu apaçık olan Kur’an’dır” diyor.

Buraya kadar anlattıklarımız işin daha çok teknik boyutu. Bir de işin pratiği var. Yani biz bir an bu ayetlerin manası açısından Kur’an’ın apaçık olduğu anlamında kabul edelim. Bu iddiaya göre bütün Kur’an ayetlerinin zahir, nas veya muhkem olması gerekiyor. Pratikte bu böyle midir peki? Bunun için ayet-i kerimelere bakmamız gerekir. Kur’an-ı Keirm’de müşterek lafızlar var değil mi? Müşterek lafız, manaya delaleti açısından müşkildir değil mi? Müşkil, manaya delaleti siygasından dolayı kapalı olan lafza diyoruz. Kur’an-ı Kerim’de manaya vaz’ı açısından müşterek, delaleti açısından müşkil olan lafızlar var.

Mesela bunun en bariz misali “وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِأَنفُسِهِنَّ ثَلاَثَةَ قُرُوَءٍ” (Bakara Suresi 228) ayetindeki قُرُوَءٍ kelimesidir. Bu kelime “قَرْءٌ” kelimesinin çoğuludur ve müşterek ve ezdat bir kelimedir. Yani Arap linsanında hem “hayız” manasına hem de “temizlik” manasına konulmuştur. Bir Arap bu kelimeden iki manayı da eşit seviyede anlar. Bir mananın diğerine üstünlüğü yoktur yani. Şimdi, bu kelimeyi Cenab-ı Hakk kendisinde ihtilaf edileceğini bildiği halde “temizlik” veya “hayız” şeklinde sarih-açık lafızla göndermemiş bilakis müşterek bir kelime olan قُرُوَءٍ lafzıyla göndermiştir. Bu kelimenin manaya delaleti lafzın iştirakından dolayı kapalıdır ve iki manaya delaleti olduğu için de kat’i değil zannidir. Kur’an’ın “mübin” olduğu ifade edilen ayetleri “manaya delaleti apaçık” şeklinde anlarsak bu ayeti ve bunun gibi kendisinde müşterek lafızların bulunduğu ayetleri ne yapacağız? Hani Kur’an’ın manası apaçıktı? Manaya delaleti kapalı olan bu müşterek lafızları ne yapacağız? Meselenin bu boyutu da pratik açıdan “Kur’an-ı Mübin” ifadesini “Allah’tan indirildiği noktasında apaçık” olarak anlamamızın geneli kapsaması açısından daha cami’ olduğunu ortaya koyuyor.

Demek ki Kur’an’ın mübin olması, manasında kapalılık olmayan veya mücmel bırakılıp tafsile ihtiyaç duymayan ayetler açısından “manası apaçık” olarak anlaşılabilir. Ancak bu geneli kapsamaz ve Sünnet’in tebyinini (açıklamasını) nakzetmez. Işi Kur’an’ın geneline vuracak olursak “Allah’tan indirildiği noktasında apaçık” manasının kaçınılmaz olduğu ortaya çıkıyor.

Nitekim Cenab-ı Hakk Al-i Imran Suresi’nin 7. ayetinde Kur’an-ı Kerim ayetlerinin tasnif sadedinde şöyle buyuruyor:

“Sana bu kitabı indiren O’dur. Bunun âyetlerinden bir kısmı muhkemdir ki, bu âyetler, kitabın anası (aslı) demektir. Diğer bir kısmı da müteşabih âyetlerdir.”

Kur’an-ı Kerim’de müteşabihat kabilinden ayetlerin bulunduğunu Cenab-ı Hakk söylüyor.. Nedir müteşabihat? Genel anlamda tarif edecek olursak: “Manalarını sadece Cenab-ı Hakk’ın bildiği ve mahlukatından kimseye bildirmediği ayetler bütünüdür.” Gerçi müteşabihatın, beşerin manasını anlamaya güç yetiremeyeceği müteşabih, araştırmak suretiyle insanların bilebileceği müteşabih gibi kısımları vardır. Ancak bunların hepsinin manası kapalıdır. Kiminin manası sadece Allah’ın (celle celaluhu) bilebileceği seviyede kapalıdır, huruf-i mukattaa gibi. Kiminin de ancak zanla bilinebilecek derecede kapalıdır. Her halükarda sırf şu ayet-i kerime bile Kur’an’ın “apaçık” olmasından maksadın “bütün ayetlerinin hiç bir tebyine (açıklamaya) ihtiyaç duymayacak kadar açık olması” anlamında olmadığını ve bu söylemin Kur’ani olamayacağını göstermesi açısından kafidir.

 

Aksi takdirde şu sorular cevaplanmalıdır:

– Bütün ayetleri apaçık olan Kur’an-ı Kerim’de hem temizlik hem de hayız manasına gelen قُرُوَءٍ lafzının neresi açıktır? Madem bu ifade açık ve seçktir, o halde Sahabe’nin ve müçtehit imamların boşanan kadının üç “hayız” müddeti mi, üç “temizlik” müddeti mi iddet beklemesi gerektiği noktasındaki ihtilafları neden kaynaklanmaktadır?

– وَاللَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ (Tekvir 17) ayet-i kerimesindeki عَسْعَسَ ifadesi Arap lisanında hem “gecenin gelmesi” hem de “ayrılıp gitmesi” manasında kullanılmaktadır. Ayetteki bu ifadeden maksat hangisidir? Şudur derseniz neye göre? Diyemeyeceğinize göre bu ayet manası açısından nasıl apaçık oluyor?

– أَوْ يَعْفُوَ الَّذِي بِيَدِهِ عُقْدَةُ النِّكَاحِ (Bakara 237) ayet-i kerimesinde “nikahın ukdesini elinde bulunduran kişi”nin kadının kocası olması ihtimali olduğu kadar velisi olma ihtimali de vardır. Bu ihtimallere rağmen bu ayetin manasını apaçık ifade ettiğini nasıl söyleyeceğiz?

– وَتَرْغَبُونَ أَن تَنكِحُوهُنَّ şeklindeki ayet-i kerimede bulunan “أَن”in başına “فى” takdir etmemiz caiz olduğu gibi “عن” takdir etmemiz de caizdir. Birinci takdirde mana “o kadınlara rağbet ve meyletmek” anlamına geleceği gibi ikinci takdirde de mana “o kadınlardan yüz çevirmek” şeklinde olacaktır. Bu takdirlere rağmen bu ayet-i kerimenin apaçık olması nasıl izah edilebilir?

– Apaçık olan Kur’an’daki طسم كهيعسق المر حم الم gibi ayet-i kerimeler ne anlama gelmektedir? Bunlara mana vermemiz mümkün müdür? “Bunlar müstesna” diyorsanız neye göre? Kur’an’ın apaçık olduğunu, Hakim ve Habir olan Allah tarafından tafsil edildiğini beyan eden ayetlerde bunların müstesna olduğu geçiyor mu? Veya bunları istisna eden başka bir Kur’an ayetinden bahis yapılabilir mi? “Müteşabihatı sadece Allah’ın bildiğini” ifade eden ayeti gösterirseniz, o ayetteki müteşabihatın ne demek olduğunu nereden öğrendiniz? Ve müteşabihatla kastın bu ayetler olduğunu nasıl tespit ettiniz?

– Kur’an ayetlerinin tamamı açıksa, Kur’an’da namazı farz kılan “Namazı ikame ediniz” ayet-i kerimesi namazın kılınış şekli, vakitlerinin ta’yini, namazı bozacak şeyler, sonradan namaza yetişen kişinin nasıl davranacağı vb. noktalarda da apaçık mıdır? Zekat, oruç, hac, tavaf, cihad vb. ibadetleri farz kılan ayetler bunların yapılış şekilleri, bunları bozan şeyler, zamanları gibi çok tafsilatlı konuları da apaçık şekilde ifade ediyor mu gerçekten? Mesela, Haccın vakitlerine dair “Haccın vakti malum aylardır” (Bakara 197) şeklindeki ayet hac aylarının ne olduğu konusunda ne kadar apaçıktır? Şu ayetin inişine şahit olsaydınız ve Resulüllah sallallahu aleyhi ve sellem de bu ayeti size okusaydı, “Hangi aylardır bu aylar Ya Resulellah?” diye sormaz mıydınız sahiden?

“Şunu da unutmayın ki, bir zamanlar İbrahim’i Rabbi, birtakım kelimeler ile imtihan etti, o, onları sona erdirince, Rabbi ona, “Ben seni bütün insanlara imam yapacağım.” buyurdu. İbrahim, ‘Zürriyetimden de yap!” dedi. Rabbi ona “zâlimler benim ahdime nail olamaz!’ buyurdu.” (Bakara 124)

Herhangi bir beyan olmadan bu ayet-i kerimede yer alan Ibrahim aleyhisselam’ın Rabb’i tarafından imtihan edildiği kelimelerin ne olduğunu bilmemiz mümkün müdür? Kur’an’ın apaçık olduğunu ve Sünnet’in tebyinine (açıklamasına) ihtiyacı olmadığını söyleyenlerin bu “kelimeler”e dair yapacağı her bir tevil de bir tebyin (açıklama) olacaktır şüphesiz.

“(İnanmak için) ille meleklerin gelmesini, yahut Rabbinin gelmesini, ya da Rabbinin bazı âyetlerinin gelmesini mi bekliyorlar?” (En’am 158) ayetindeki “Rabb’in bazı ayetleri” hangileridir? Ve bu ifade bahsedilen ayetlerin neler oldukları noktasında nasıl apaçıktır?

– يُثَبِّتُ اللّهُ الَّذِينَ آمَنُواْ بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَفِي الآخِرَةِ “Allah Teâlâ mü’minleri dünya hayatında da, ahirette de sabit kavil ile tesbit eder” (Ibrahim 27) ayet-i kerimesindeki “sabit kavil” nedir? Manası apaçık mıdır? Bu ifadenin manasını hiç yorum yapmadan izah edebilir misiniz? Eğer bu tarz ifadeleri yorumla izah ediyorsanız -ki öyle- o halde Sünnet’e tanımadığınız “tebyin” (açıklama) yetkisini kendinize tanımış olmuyor musunuz?

– لِّلَّذِينَ أَحْسَنُواْ الْحُسْنَى وَزِيَادَةٌ “Ihsanda bulunanlar için güzellik ve bir de ziyade vardır” (Yunus 26) ayet-i kerimesindeki “ziyade” nedir? Manasının apaçıklığını nasıl izah edeceksiniz?

– Kur’an-ı Kerim ayetlerinin tamamının hiç tebyine (açıklamaya) ihtiyaç duymayan apaçık ayetler olduğunu söylersek “Mübhematu’l-Kur’an” başlığında incelenen kelimeler için ne diyeceğiz? Mesela; Kehf Suresi’nin 60. ayet-i kerimesinde geçen وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِفَتَاهُ “Bir vakit Musa genç adamına demişti ki” ifadesindeki “genç adam”, Maide Suresi’nin 23. ayeti kerimesinde geçen “Kendilerine Allah Teala’nın in’amda bulunmuş olduğu korkanlardan iki kişi dedi ki” ifadesindeki “iki kişi”, Neml Suresi’nin 40. ayet-i kerimesinde yer alan “Yanında kitaptan bir ilim bulunan zat da dedi ki” ifadesindeki “zat”ın kim olduğu açık mıdır? Bu soruların benzerleriyle çoğaltılması gayet mümkün. Ancak bu kadarla iktifa edelim.

**********

KAYNAK:

Ömer Faruk Korkmaz, Ayet-i Kerimeler Işığında Sünnetin Hücciyeti, Dirayet Kitaplığı, 2. Baskı, Istanbul 2017, sayfa 88-95.

*

Benzer bir makale için bakınız;

Kur’ân Apaçık mı?

**********

Kadir Çandarlıoğlu

www.belgelerlegercektarih.net

.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Close
Sosyal Medyada Biz!
Hesaplarımızı takip ederek en güncel bilgilere ulaşabilirsiniz.