Kenan Evren Darbesi ve “Sadece Kur’an” Projesi

*

yasar nuri öztürk islam gercegi yasar nuri öztürk deist oldu, yasar nuri öztürk deizm nedir, yasar nuri öztürk sünnet hadis sadece kuran

Yaşar Nuri Öztürk…

***

Beynelmilel arenada siyonizmin-emperyalizmin, milli arenada ise kemalizmin, Islam’ı ve müslümanları laikleştirmek için Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin sünnetini devre dışı bırakmak istediklerini daha evvel neşrettiğimiz bir makalede açıklamıştık.[1] Bu makalede ise buna dair bazı delillere yer vereceğiz.

Diyanet işleri eski Başkanı ve Devlet eski Bakanı Mustafa Said Yazıcıoğlu, 2013 yılında neşredilen hatıralarında, Sünnet-Hadis inkarcısı Yaşar Nuri Öztürk’ün 5 akademisyenle ortaklaşa hazırladığı “Islam Gerçeği” isimli kitabın, 12 Eylül askeri darbesinin mahsullerinden olan “YÖK”ün talimatıyla Ankara Üniversitesi Ilahiyat Fakültesi yayınları arasından çıktığını yazdı. Başka bir yazımızda, belgelerdeki adıyla “Ataköy Planı” olarak anılan bir “gizli operasyon”dan bahsetmiştik.[2] Işte Kemalist rejimin “saray mollaları” tarafından hazırlanan “Islam Gerçeği” isimli kitap, Kenan Evren’in 12 Eylül 1980’de yaptığı darbeden sonra MGK Genel Sekreterliği’ne bağlı Toplumla Ilişkiler Başkanlığı (TİB) tarafından 26 Mart 1985’te “Türk toplumunun Atatürkçü düşünce doğrultusunda yetiştirilmesi ve güçlendirilmesi” gayesiyle hazırlanan ve gizli olarak tatbik edilen “Gizli Atatürkçülük Projesi”yle aynı zihniyetin mahsulüdür.

*

Hüseyin Atay, Beyza Bilgin, Yasar Nuri Öztürk, Rami Ayas, Arif Günes, Hasan Elik, Islam Gercegi kitabi, said yazicioglu, kemalizm projesi, dinde reform, mealcilik, sadece kuran diyenler, ehli sünnet müdafaasi 2

“Islam Gerçeği” isimli kitap. Yazarlar: Hüseyin Atay, Beyza Bilgin, Yaşar Nuri Öztürk, Rami Ayas, Arif Güneş, Hasan Elik…

***

Yazıcıoğlu hatıralarında, “28 Şubat Ürünü Iki Konu” başlığı altında o günlerde yaşadıklarını şöyle anlatıyor:

“Bir gün dönemin Ankara Üniversitesi Rektörü arayarak YÖK’ten bir yazı aldığını, bir kısım akademisyenler tarafından hazırlanan ‘Islam Gerçeği’ adlı kitabın fakültemizce basılmasının talep edildiğini söyledi; bir yazıyla kitap taslağını da gönderdi. Kitabın yazarları Hüseyin Atay, Beyza Bilgin, Yaşar Nuri Öztürk, Rami Ayas, Arif Güneş ve Hasan Elik’ti. Bunlardan bir kısmı fakültemizin öğretim üyeleri, diğerleri de çalışmaları dolayısıyla veya başka vesilelerle tanıdığımız, bildiğimiz akademisyenlerdi. (…) Ben de o ana kadar muhatabım olan rektöre, fakültemizin bir yayın politikası ve Yayın Kurulu olduğunu bu basımın, orada kararlaştırılması gerektiğini, böyle sipariş usulü kitap basma geleneğimizin olmadığını, dolayısıyla bundan ne umuluyorsa bir fayda sağlamayacağını ifade ettim. Sonuçta konunun Milli Güvenlik Kurulu (MGK)’nun isteği ve takibinde olduğu, bir şekilde muhatabın adresi verilerek gereğini yapmanın bana düştüğü söyledi. Konu iyice can sıkıcı bir hal almıştı.

Talebin sahibiyle direkt konuşmaya karar verip dönemin Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri Orgeneral Doğan Beyazıt Paşa’dan randevu talep ettim. Görüşmede Paşa’ya yayın ilkelerimizden ve usulden bahisle böyle tepeden inme bir yayın yapamayacağımızı, yapılsa bile bu üslup dolayısıyla bu yayından ne bekleniyorsa hiçbir fayda sağlamayacağını, tam tersi bunun tepki çekeceğini ifade ettim. Paşa bu sözlerimden hayrete düştü. ‘Biz böyle uygun gördük ve kararlaştırdık; nasıl olur da buna karşı çıkılır!’ türünden bir şeyler söyledi. (…) Paşa sinirlendiğini belli etmemeye çalışarak, ‘Biz bu ülkenin hayrı için böyle düşündük ve karar verdik,’ diyerek görüşmeyi iyice gergin bir havaya soktu. Kendisine son olarak bu kitabı istedikleri yerde bastırabileceklerini, niçin fakültemiz yayınları arasında çıkmasında ısrar ettiklerini sorunca, ‘Böyle daha uygun olacağına inandıklarını’ söyledi. Konuşacak bir şey kalmamış, Paşa son sözünü söylemişti. Görüşmeyi bu tatsız ortamda bitirip oradan ayrıldım.”[3]

*

Hüseyin Atay, Beyza Bilgin, Yasar Nuri Öztürk, Rami Ayas, Arif Günes, Hasan Elik, Islam Gercegi kitabi, said yazicioglu, kemalizm projesi, dinde reform, mealcilik, sadece kuran diyenler, ehli sünnet müdafaasi

Mustafa Said Yazıcıoğlu’nun “Ne Yan Yana, Ne Karşı Karşıya” isimli kitabının 115. sayfası…

***

Buradan itibaren yazımızın büyük bir kısmı Ali Ahmed Aksoy’un “Tarihi Proje; Islam Gerçeği ve Ilahiyatçı Yaşar Nuri Öztürk” başlıklı makalesinin bir hülasasıdır.[4] 

13 Haziran 1995 tarihli Hürriyet gazetesinin birinci sayfasında “YÖK’ün Islam Atağı” manşeti altında şöyle bir haber yer alıyordu:

“Türk toplumunun Müslüman kimliğinde ‘höşgörüyü’ esas kılmayı amaçlayan tarihi proje kapsamında (Cumhurbaşkanı) Demirel’in talimatı üzerine, altı bilim adamı, yanlız Kur’an’ı esas alan “Islam Gerçeği” adlı bir kitap hazırladı. Toplumun her kesiminin anlayabileceği bir dille kaleme alınan kitap, din eğitiminin yeniden şekillendirilmesi için kullanılacak.”[5]

Tarihi Proje; “Islam Gerçeği” diye ortaya atılan bu projenin hakiki mahiyetinin anlaşılabilmesi; bunun mimarlarının esas niyyet ve maksadlarının, gaye ve hedeflerinin ne olup olmadığının tayin ve tesbiti için bu mevzuun tarihi arka planına bakmanın elzem olduğu kanaatindeyiz.

Yazar Hikmet Çetinkaya diyor ki;

Türkiye’de devletin hakim sistemi iki şeyi aradı durdu. Mümkünse Islamı değiştirmek, ona güç yetmez ise Müslümanların din anlayışını değiştirmek. Kemalizm’in en önemli özellikleirnden biri dinde reformu amaçlaması idi. Bunda muvaffak olunamadı. Çünkü Islam’ın kitaba bağlı karakterleri böyle bir reformasyona ve deformasyona izin vermiyordu. Bu, Müslümanlara da kabul ettirilemedi. Ağır baskı dönemleri yaşandı Türkiye’de ama dinde reform kabul görmedi.”

“Islam’ı değiştirme”nin, o mümkün olmazsa “Müslümanların din anlayışlarını değiştirme”yi istemenin sebebi nedir?

Sebep; Türkiye’de Batı modelinde içtimai bir hayat tarzı ve devlet nizamı kurmayı hedefleyen, bu hedefe ulaşmak için milletimize aid kültürü ve tarihi hüviyeti reddeden ve bunların asli kaynağı olan Islam’ı, bu hedefe ulaşmanın önünde bir engel[6] olarak görenlerin son derece isabetsiz tarihi ve radikal kararlarıdır, diyebiliriz. Tabir caizse, bu tarihi macera, Tanzimat ile başlamış ve devir devir dozunu artırarak günümüze kadar devam etmiştir.

Nitekim bu hakikati, Istanbul’da Fransız sefarethanesinde orta elçi olarak bulunmuş olan Edouard Engelhardt 1880’lerde kaleme alıp neşrettiği “Türkiye ve Tanzimat” isimli kitabında şöyle ifade etmektedir:

“Türkiye’nin artık vakit kaybetmeden uzak duramayacağı (Avrupa Hıristiyan devletlerine karşı) yakınlaşmayı temin etmek için ortadaki engeli (Devletin dini olan Islam’ı) ya tamamen kaldırması, ya da hafifletmesi yani devleti, Hıristiyan dünyasında olduğu gibi dini kanunların tesirinden birazcık kurtararak ruhanilikten dünyeviliğe dönüştürmesi, veya akaid-i esasiyeyi (dinin iman ve itikad esaslarını) serbestçe tefsir etmek suretiyle dinin tesirinden kurtarması icab ediyordu.”[7]

Engelhardt’ın bilhassa şu son cümlesine dikkatinizi çekmek isterim:

“…dinin iman ve itikad esaslarını serbestçe tefsir etmek suretiyle dinin tesirinden kurtarması icab ediyordu.”

Evet “serbestçe tefsir etmek.” Nitekim günümüzde hiçbir ilmi-dini disipline itibar etmeden “benim yorumuma göre…” diyerek ortalığı toza dumana katan birtakım modernist-reformist ilahiyatçıların yaptıkları gibi.

Emperyalistler bu projelerinde kısmen de olsa başarılı olmuşlardır.

Bu hususta misyoner ve mason Louis Massignon’un şu sözleri son derece dikkat çekicidir:

“Müslümanların herşeyini bozduk, yok ettik. Dinleri inançları, dine bağlılıkları ve insani duyguları yok oldu. Onların milli ve manevi değerlerini, batı medeniyeti potasında eriterek kendimize benzettik.

Islamiyeti öğrenmeyi, yaşamayı, namaz kılmayı, Kur’an öğrenmeyi suç ve gericilik[irtica] olarak göstermeyi başardık. Artık çoğu hiçbirşeye tam olarak inanmıyor. 14 Asırlık dinlerini, itikatlarını, ibadetlerini tartışılır hale getirdik! Onları derin boşluğa düşürdük. Bundan sonra siz misyonerlerin işi daha kolay oldu! Maaş bağlayarak, vize vaadi, yurt dışı imkanı, hatta cinselliği kullanarak Müslümanları hıristiyan yapınız.[8]

Bu masonun şu itirafı çok mühim: “Islamiyeti öğrenmeyi, yaşamayı, namaz kılmayı, Kur’an öğrenmeyi suç ve gericilik[irtica] olarak göstermeyi başardık. ”

Irtica/gericilik, bu kelimeler size bir şey hatırlatıyor mu? Bu ülkede namaz kılmak ve Islamiyeti yaşamak, “yobazlık/ irtica” yani “gericilik” olarak takdim edilmiyor mu? Kur’an okumak yasak değil miydi? Peki bütün bunlar kimin projesiymiş, gördünüz mü?

Ayrıca “14 Asırlık dinlerini, itikatlarını, ibadetlerini tartışılır hale getirdik!” diyor. 14 asırdır Ehl-i Sünnet itikadı vardı ve bunu bozmaya çalışıyorlar. 1400 yıldır belli olan itikadlarımızı ve ibadetlerimizi bazı sahte hocaları TV’lere çıkarmak suretiyle tartışılır hale getirdiler. Işte yazımıza mevzubahis olan kitap da bu gaye ile hazırlanmıştır.

“Islam Gerçeği” isimli bu kitap, hazırlayanlar tarafından “Islam Manifestosu” olarak vasfedilmiş.[9]

Bu “manifesto”yu hazırlayan “bilim adamı” ilahiyatçılara göre; “Dinin, egoist hesaplar ve iştahlar nedeniyle yozlaştırıldığı, Kur’an’la bazı konularda çelişen ‘yeni bir dinin’ ortaya çıktığı, bu dinin ‘gerçek Islam’ dini olmadığı, bu olumsuz gidişin önüne geçmek için ulusal bir seferberlik gerektiği, bu karanlık gidişin durdurulabilmesi; Allah’ın buyruğu Islam’ın kültürel oluşum ve hurafelerden arındirılmasına bağlı” imiş.

Makalenin en can alıcı noktası da, bu “manifesto”da “Din ve laiklik, Islam-şeriat ilişkisi, örtünme, mezhepler, tarikatlar gibi tartışmalı konulara ‘çağdaş yorumlar’ getiriliyor” olmasıymış.[10]

Bu “çağdaş yorum”un ne manaya geldiğine dair isterseniz bir misal verelim:

“ÖRTÜNME: Yüce Allah ‘takva, yani kötülüklerden arınma elbiseseinin en hayırlı elbise olduğunu’ vurgulamıştır. Içimiz temiz olduktan sonra salt dış örtünmenin bir anlam taşımayacağı açıktır.”[11]

Halbuki tesettür, yani örtünme, her şeyden evvel Kur’an ile sabit ve kat’i bir farzdır.[12] Böyle bir iddia, Kitab ve Sünnet ile sabit bir farzı red ve inkar etmenin de ötesinde, dini alaya almak demektir. Ancak resmi bir ihale mahiyeti arz eden böyle bir “proje”ye iştirak edenlerden aksine bir hareket beklemenin safdillik olacağını da bilenlerden olduğumuzu ifade etmeliyiz. Aksi takdirde mahud “projenin” bir hikmeti kalmazdı.

“Hak Dini Kur’an Dili” isimli tefsirin sahibi merhum Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır bu hususta şunları yazar:

“Islam böyle bir açıklığı nehyedip (yasaklayıp) baş örtülerinin yakalar üzerine vurulmasını emr ile tesettürü farz kılmıştır. Görülüyor ki bu emirde tesettürün yalnız vücubu (farz kılınmasi) değil, bir sureti mahsusası da gösterilmiştir ki kadın edeb ve nezahetinin en dilnişin (hoş) ifadesi bundadır.”[13]

Merhum Elmalılı, Sure-i Nur/ 31. ayet-i celilesinin tefsirinde “…ve baş örtülerini yakalarının üzerine vursunlar – başlarını, saçlarını kulaklarını, boyunlarını, gerdanlarını, sinelerini açık tutmayıp bu suretle sımsıkı örtünsünler ve o halde bu emri iyfa edebilecek baş örtüsü kullansınlar.” diyor ve şu mühim noktaya dikkat çekiyor: “Cenab-ı Hakk, bu ayet-i celilede tesettürü sadece farz kılmakla kalmamış, ayrıca tesettürün nasıl ifa edileceğini de göstermiştir.”[14]

*

***Yaşar Nuri Öztürk ve Iman***

*

Yaşar Nuri Öztürk bir gazeteciyle yaptığı mülakatta diyor ki:

“Pratik hayat bakımından, bizim için Allah, tabiat kuvvetlerinden ibarettir. Allah’ın emrini dinlemenin bir manası da zaten tabiat kuvvetlerini dikkate almaktır.”[15]

Şayet bu söz aynen böyle söylenilmiş ve mülakatı yapan gazeteci tarafından uydurularak bu zata izafe edilmemiş ise;

“Tabiat kuvvetleri”ne -haşa- Allah demek, dini tabirle tam bir “şirk”dir. Zira, “tabiat kuvvetlerine” uluhiyyet isnad edilmiş oluyor. Böyle bir kabul ile, sahih bir imanın varlığından bahsetmek mümkün değildir. Bu kabul, sahibini imandan eder; yani iman ve Islam dairesinden kat’iyyetle uzaklaşmasına sebep olur. Çünkü her türlü bedahet üstü bir hakikattir ki, “tabiat” da, onun “kuvvetleri” de, bizzat Halık Teala tarafından yaratılmış birer mahlukdurlar. O halde, birer mahluk olan “tabiat” ve onun “kuvvetleri”, asla Halık Teala yerine konulamaz.

*

***Sahte Mesih’ler, Yalancı Peygamber’ler ve Yaşar Nuri Öztürk***

*

Yaşar Nuri Öztürk’ün, birtakım sahte “mesihler” ile yürüttüğü müşterek faaliyetler ve peygamberlik taslayan şarlatanlara karşı duyduğu derin takdir ve alakadan da bahsetmek istiyoruz.

Bunların en başında CIA destekli sahte “mesih” Sun Myung Moon gelmektedir. Bu kişi aslen Güney Koreli bir papaz olup, onaltı yaşından itibaren kendisine “vahy” geldiğini iddia etmektedir. Halen Amerika’da yaşamaktadır. “Unification Church – Birleştirici Kilise” diye bir kilise kurmuştur.

Birkaç yıl evvel Amerika’nın en büyük gazetelerinden The Daily News of New York, The Boston Herald, The Philadelphia Inquirer ve Los Angeles gibi gazetelerin de aralarında bulunduğu 8 gazetede birden tam sayfa bir ilan neşredilmiştir. Mezkur gazetelere bu ilan, sahte “mesih” Sun Myung Moon tarafından verilmiştir. Bu ilana göre,

“Bir Noel kutlamasında Hz. Isa, Peygamberimiz (s.a.v), Konfüçyüs, Buda, Martin Luter ve John Harvard bir araya gelirler. Moon hareketi liderine sadakatlerini sunmak için toplantıya yüzlerce kadın ve erkek de katılmış. Hz. Isa, Moon liderinin Mesih olduğunu belirterek ‘Ahidler döneminin tamamlanması için dünyaya ikinci gelişi gerçekleştiren kişisiniz’ der.”[16]

Bu sahte “mesih” hareketine “Monizm = Mûnculuk” diyorlar. Bu hareketin hedefinde, bütün dünyada “tek din, tek dil ve tek millet oluşturma projesi” olduğunu görüyoruz.

Hatırlayınız, M. Kemal de Nutuk’ta şöyle diyordu:

“Efendiler, bütün insanlığın görgü, bilgi ve düşüncede yükselip olgunlaşması, Hristiyanlığı, Müslümanlığı, Budizmi bir yana bırakarak basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak duruma getirilmiş saf ve lekesiz bir dünya dininin kurulması ve insanların, şimdiye kadar kavgalar, çirkeflikler, kaba istek ve iştahlar arasında bir sefalethanede yaşamakta olduklarını kabul ederek, bütün vücutları ve zekâları zehirleyen zararlı tohumları yok etmeye karar vermesi gibi şartların gerçekleşmesini gerektiren ‘birleşik bir dünya devleti’ kurma hayalinin tatlı olduğunu inkâr edecek değiliz.”[17]

Bu sahte “mesih”in Amerika’da çok büyük bir servete sahip olduğu, silah fabrikası dahil bir çok sinai, ticari müessesesinin bulunduğu, gazete ve televizyon sahibi olduğu bilinmektedir. Emrinde 30 bin civarında misyoner bulunmaktadır. Bu misyonerler Amerika, Avrupa ve Asya’da Moon hareketinin yayılması için faaliyette bulunmaktadırlar.

Türkiye’de Moon hareketine mensup misyonerlerin hummalı bir faaliyet içinde oldukları, bilhassa bazı ilahiyatçıların ve ilahiyat fakültesi dekanlarının bunlarla düşüp kalktığı, “al takke ver külah” havasında oldukları, hatta onları Türkiye’de temsil ettiği iddia edilmektedir.

Bunlardan birkaçının bu sahte “mesih”e “biat ettiği”, bu “biat” edenlerden birisinin daha sonra bir ilahiyat fakültesine dekan bile olduğu, basında yer alan haberler arasındadır

Bu hususta araştırmacı Ali Rıza Bayzan şu çarpıcı bilgileri veriyor ve şöyle diyor:

“Prof. Dr. Niyazi Öktem, bir yazısında Moon ile ilişkili ilahiyatçılar hakkında ilginç bir bilgi vermekte idi: ‘… Ama hemen belirtelim ki ülkemizden bazı ilahiyat Profesörleri de Sun Myung Moon’un düzenlediği 2-3 aylık seminerlere katıldılar. Bunlardan bir kaçının Moon’a biat ettiği, çocuklarının Mooncular tarafından ABD’de okutulduğu dedikoduları var. Hatta bunlardan biri, bir ilahiyat fakültesinde dekan bile oldu.”[18]

Aslında Öktem’in imalarına da ihtiyacımız yok. Çünkü Yaşar Nuri Öztürk, Mooncuların toplantılarına birçok kez katıldığını 25-31 Ağustos 1995 tarihli Nokta Dergisi’ndeki söyleşisinde bizzat kendisi de ifade etmişti.

Nokta Dergisi: Moon Tarikatı’nın Türkiye’deki üyeleri arasında ve en başlarda sizin adınız var.

Öztürk: Daha birçok ilahiyatçı da var… Diyanet Işleri Eski Başkanı Lütfi Doğan’dan… son olarak oraya giden 40 civarında ilahiyatçıya kadar pek çok kişi var. 40 gün için gittiler orada kaldılar…[19]

Öztürk, Moon’un çıkardığı World Scripture’de editör:

“Yaşar Nuri Öztürk’ün kendi web sitesindeki biyografisinde yurt dışı çalışmaları hakkında şu bilgileri vermektedir: ‘A.B.D., Avrupa ülkeleri, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Japonya ve Kore’de alanıyla ilgili araştırmalar yaptı; konferans ve kongrelere katıldı. New York’ta misafir profesör olarak bir yıl Islam düşüncesi dersleri okuttu. Aynı süre içinde uluslararası bir yayın olan World Scripture’ın Islam bölümünün hazırlanışında görev aldı.”[20]

Öztürk, biyografisinde uluslararası bir yayın olan “World Scripture”un adını veriyor ancak kimler tarafından yayınlandığı belirtilmiyor. Sahte peygamber ve sözde mesih Moon’un resmi web sitesinden “World Scripture”un Moon tarafından yayınlanan uluslararası bir yayın olduğunu öğreniyoruz.[21]

Biz bu bilgi ile yetinmedik, öyle ya, aynı isimle başka dergiler de olabilirdi. Uzun çalışmalardan sonra Yaşar Nuri Öztürk’ün sahte peygamber sözde mesih Moon’un yayınladığı “World Scripture”un “editör kurulu”nda yer aldığını belgeledik.[22]

Öztürk, Mooncu’ların International Middle East Alliance’ında da danışman.

Ilginç olan Öztürk’ün Moon ile ilişkisi bunun da ötesine gitmektedir. Bunun için Öztürk’ün 1988’de Bursa’da Sidre yayınları arasında çıkan, “Tasavvufun Ruhu ve Tarikatlar” adlı kitabındaki biyografik bilgilere göz atmamız gerekiyor. Öztürk, kitabının arka kapağında New York’taki “International Middle East Alliance” adlı kurumda da danışma kurulu üyesi olduğunu belirtiyordu.[23]

Bu kurum hakkında bir araştırma yaptık ki, karşımıza yine sahte peygamber, sözde mesih Moon çıktı. “International Middle East Alliance” sahte “mesih” Mûncu’lara ait kurumlar arasında yer almaktadır. Bunun için şu siteye bakabilirsiniz.[24]

Demek ki Yaşar Nuri Öztürk, sahte peygamber, sözde mesih Moon’un organize ettiği sempozyumlarda konuşmacı olarak katılmanın çok ötesinde Moon’un örgütlerinde aktif olarak görev yapmıştır.[25]

Yaşar Nuri Öztürk’ün din adına, ilim adına sergilediği son derece tahripkar, aykırı ve haşin tavrının sırrını bir türlü anlayamıyoruz diyenlere, “Düşmanın ekmeğini yiyen, elbette kılıcını da sallarmış” atasözünü hatırlatmak isteriz.

*

***Yaşar Nuri Öztürk ve Bir Sahte “Peygamber” Daha***

*

Yaşar Nuri Öztürk’ün sahte ve yalancı peygamberlerle alaka ve irtibatı, onların birtakım faaliyetlerinde rol alması, sadece sahte “mesih” Moon hareketi ile olan alaka ve irtibatından ibaret değildir.

Maalesef son zamanlarda Türkiye’de de, Vedia Bülent Önsü Çorak diye birileri çıkmış, mensuplarına el altından “Bilgi Kitabı” isimli bir kitap vermektedir. 620 sayfa hacmindeki bu kitabın kendisine “vahy” yoluyla geldiğini iddia ediyormuş.

Işte Vedia Bülent Önsü Çorak, mezkur kitabın “Önsöz”ünde aynen şunları söylüyor:

“Bu kitap evrensel dostlarımız tarafından ‘Bilgi Kitabı’ ismi altında verilmiştir. Indirildiği kaynak Direkt Rab kanalı Alfadır ve tüm din kitaplarının indirildiği kutsal odaktan yazdırılmıştır. Göksel Dostlarımız artık Bizlere tüm Hakikatleri anlatarak tabulaşmayı ortadan kaldırıyorlar.”

Kitabın birinci sayfasından:

“Halbuki kutsal kitaplar esas gayelerinden saptırılarak dejenere edilmişlerdir. Şimdi ilk kitap ile son kitap arasındaki tüm kitaplar bu kitapta birleştirilmiştir. Ve Evrene Tek Kutsal Kitap olarak hediye edilmiştir.”[26]

Mezkur kitabın 136. sayfasında “2000 yılından itibaren Kur’an’ın hükmünün kalmayaca”ğı hezeyanında bulunuluyor.

Yani diyorlar ki, son kitap Kur’an-ı Kerim dahil, bütün kitaplar -haşa- “dejenere edilmiş”tir, ama bundan sonra kutsal kitap bu ‘Bilgi Kitabı’dır.

Hâsılı tam bir küfür manifestosu.

Bu hizip tarafından tertip edilen bir organizasyonunun Panel Başkanlığı’nı Yaşar Nuri Öztürk üstlenmiştir.[27]

*

vedia bülent önsü corak yasar nuri öztürk evrensel kardeslikten dünya barisina cagri sadece kuran, ehli sünnet müdafaasi, yalniz Kuran diyenlere cevap, yasar nuri öztürke cevap, mealistler, mealcilik

Kutsal kitaplar (dolayısıyla Kur’an-ı Kerim) dejenere edilmiştir diyen hizip tarafından tertip edilen bir organizasyonunun Panel Başkanı Yaşar Nuri Öztürk…

***

vedia bülent önsü corak yasar nuri öztürk evrensel kardeslikten dünya barisina cagri sadece kuran, ehli sünnet müdafaasi, yalniz Kuran diyenlere cevap, mealistler, mealcilik sünnet inkarcilarina cevap

***

Sanki, Vedia Bülent Önsü Çorak tarafından yukarıya aldığımız küfür ve hezeyanlar, Yaşar Nuri Öztürk’ü hiç alakadar etmiyormuş; Yaşar Nuri’nin dinine, kitabına tevcih edilmiş bir bühtan ve hezeyan değilmiş gibi, onların tertip ettikleri faaliyetlere, panellere iştirak etmekte, o panelleri idare etmekte, hatta “Evrensel Kardeşlikten Dünya Barışına Çağrı Ödülü” namı altında Vedia Bülent Önsü Çorak’tan ödül almakta hiçbir beis görmemektedir.[28]

Merak ediyoruz, bu Vedia Bülent Önsü Çorak, Yaşar Nuri Öztürk’ü şayan-ı şükran hangi marifetinden dolayı böyle bir “ödül”e layık görmüştür? Işte Sünnet ve Hadis-i şerifleri inkar edip “sadece Kur’an” diyenlerin “ağababası” Yaşar Nuri Öztürk’ün kimlerle sarmaş dolaş olduğu ve neye hizmet ettiği ortada. Zaten olan oldu ve Yaşar Nuri Öztürk nihayet baklayı ağzından çıkarıp “Deist” olduğunu geçenlerde açıkladı.[29] Daha sonra “Ben deist değilim” diye beyanat da verdi vermesine ama deistliği metheden bir kitap neşretmeyi de ihmal etmedi.[30]

Deizm, Peygamberleri ve kutsal kitapları inkar eder. Demek ki Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin sünneti boşu boşuna inkar edilmiyor.

Deizm veya Yaradancılık, mantık ve doğal dünyaya dair gözlemlerin kaynağını oluşturduğu; dini bilgiye dolaysız biçimde sadece akıl yoluyla ulaşılabileceği ilkesini esas alan, bu sebeple vahiy ve benzerine dayalı tüm dinleri reddeden tek Tanrı inancıdır. Kehanetlerin, mucizelerin, demagojilerin ve kaynağı ilahi ilan edilen dinlerin reddinden dolayı peygamberler, kutsal kitaplar, sevap, günâh, ibâdet, dua, vahiy, melek, cin, şeytan, cennet, cehennem, ahiret ve kader gibi kavramların bu inanışta yeri yoktur.

Kim bilir Deist olduğunu açıklamaya cesaret edemeyen daha kaç “hoca kılıklı” ilahiyatçı vardır…

12 Eylül 1980 Darbesi ile Emperyalizmin-siyonizmin ne alakası var diyenlere de hatırlatalım… ABD, Kenan Evren’in 12 Eylül darbesinden haberdardı ve bu darbe, Başkan Jimmy Carter’a “bizim çocuklar işi bitirdi” anlamında bir mesaj ile bildirilmişti. Ilk kez Mehmet Ali Birand’ın “12 Eylül 04.00” (1984) adlı kitabında ortaya atılan, 12 Eylül Darbesi sırasında dönemin ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Türkiye Masası Sorumlusu Paul Henze’in askerî müdahaleyi haber alırken haberi ulaştıran diplomatın “your boys have done it” yani “senin çocuklar işi bitirdi” anlamındaki konuşması, 12 Eylül Darbesi içinde ABD’nin rolü konusunda tartışmalara sebep olmuştu.[31] Henze’in bunu yalanlaması üzerine Birand, CNN Türk Televizyonu’ndaki “Manşet” programında, ABD’li eski diplomat Paul Henze’nin 12 Eylül ihtilalini Başkan Jimmy Carter’a haber verirken ‘Bizim çocuklar başardı. (Our boys did it)’ dediğini anlatan sözleri kendi sesinden yayınlamıştır.[32]

Yani ABD’nin “çocukları” tarafından yapılan darbeden sonra cuntacılarca “Türk toplumunun Atatürkçü düşünce doğrultusunda yetiştirilmesi ve güçlendirilmesi” gayesiyle “Gizli Atatürkçülük Projesi” ve “Sadece Kur’an” projesi hazırlanıp tatbik edildi.

Yazımızı Prof. Dr. Metin Heper’in dikkat çekici bir sözüyle bitirelim: “1980 müdahalecileri, dini gerekçeleri Türkiye’yi modernleşme çabalarında kullandılar.”[33]

 

**********

 

KAYNAKLAR:

 

[1] “Yeni Proje: Laikliğin miadı doldu, Kur’an Müslümanlığı verelim” başlıklı yazı:

http://belgelerlegercektarih.net/yeni-proje-laikligin-miadi-doldu-kuran-muslumanligi-verelim/

[2] Makalenin, “M. Kemal Atatürk’ü ‘Müslüman’ gösterme Projesi: ‘Gizli Atatürkçülük Projesi…’ başlıklı kısmına bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2016/02/04/ataturk-doneminde-satilan-ve-ahir-yapilan-camiler-sinan-meydana-cevap/

[3] M. Said Yazıcıoğlu, Ne Yan Yana, Ne Karşı Karşıya, Alfa Yayınları, Istanbul 2013, sayfa 114 ve devamı.

[4] Tafsilat için bakınız; Ali Ahmed Aksoy, “Tarihi Proje; Islam Gerçeği ve Ilahiyatçı Yaşar Nuri Öztürk”, Ehl-i Sünnet’i Müdafaa ve Bid’atleri Tenkid – Makaleler-Incelemeler (içinde), cild 1, Bedir Yayınevi, Istanbul 2014, sayfa 3-49.

[5] Hürriyet Gazetesi, 13 Haziran 1995.

[6] Mustafa Bilgin, Hak Dini Kur’an Dili, T.D.V. Islam Ansiklopedisi, cild 15, Istanbul 1997, sayfa 153.

[7] Ed. Engelhard, Türkiye ve Tanzimat: Devlet-i Osmaniye’nin Tarih-i Islahatı (1826-1882), mütercimi: Ali Reşad, Kanaad Kütüphanesi, Istanbul 1326, sayfa 7. Bu eser ayrıca “Tanzimat ve Türkiye” adıyla Kaknüs yayınları arasında Kasım 1999’da, Istanbul’da neşredilmiştir.

[8] Louis Massignon, Su Dergisi, yıl 1, sayı 3, Mayıs-Haziran 2005.

[9] Hürriyet Gazetesi, 13 Haziran 1995.

[10] Hürriyet Gazetesi, 13 Haziran 1995.

[11] Hürriyet Gazetesi, 13 Haziran 1995.

[12] 24-Nur Suresi 31. 33-Ahzab Suresi 59.

[13] Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, cild 5, Eser Neşriyat ve Dağıtım, tarihsiz, sayfa 3506.

[14] Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, cild 5, Eser Neşriyat ve Dağıtım, tarihsiz, sayfa 3505, 3506.

[15] Hulusi Turgut, “Islam’ı Nasıl Yaşayalım?”, Sabah Gazetesi, 16 Mart 1998, sayfa 24.

[16] Hürriyet Gazetesi, 23 Temmuz 2002.

[17] M. Kemal Atatürk, Nutuk, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, 9. Baskı, Milli Eğitim Basımevi, Istanbul 1969, cild 2, sayfa 713.

M. Kemal’in sözlerinin tahlili için bakınız;

http://belgelerlegercektarih.com/2012/07/16/muslumanligi-bir-yana-birakmak-ne-demek-m-kemal-ataturk-nutukta-ne-demek-istedi/

[18] Prof. Dr. Niyazi Öktem, Milliyet gazetesi, 4 Aralık 1997.

[19] Nokta Dergisi, 25-31 Ağustos 1996, sayfa 20 ve devamı.

[20] Yaşar Nuri Öztürk’e aid ‘yeniboyut’ isimli web sitesi.

[21] Bu sitenin adresi: www.unification.net/ws ‘dir.

[22] Bu sitenin adresi www.euro-tongil.org/ws/ws_advise

[23] Yaşar Nuri Öztürk, Tasavvufun Ruhu ve Tarikatlar, Sidre Yayıncılık, Bursa 1998.

[24] “Vast Right Wing Concpiracy Front Groups of the Mooneis”un listesinin verildiği bir web sitesinde (www.pergel.com/politics/mooneis/front.html ) Mooncultural and sacial fronts. Bu kurum hakkında ayrıntılı bilgi için bakınız;

www.pir.org/xd/xintinternational_middle_east_alliance.html

[25] Ali Rıza Bayzan, Yeni Mesaj, 1 Nisan 2002.

[26] Vedia Bülent Önsü Çorak, Bilgi Kitabı, 1984, 1.ay, Fasikül 1, sayfa 1.

[27] Evrensel Kardeşlikten Dünya Barışına Çağrı, sayfa 94.

[28] Evrensel Kardeşlikten Dünya Barışına Çağrı, sayfa 86, 94.

[29] Vahdet Gazetesi, 15 Nisan 2015.

[30] Yaşar Nuri Öztürk, Tanrı’dan Başka Insanüstü Tanımayan Inanç Deizm, Yeni Boyut Yayınları, Istanbul 2015.

[31] Mehmet Ali Birand, 12 Eylül Saat:04.00, sayfa 286.

[32] Akşam Gazetesi, 14 Haziran 2003.

[33] Metin Heper, Türkiye Sözlüğü: Siyaset, Toplum ve Kültür, Doğu Batı Yayınları, 2006, sayfa 349.

 

**********

 

Kadir Çandarlıoğlu

www.belgelerlegercektarih.net

.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Close
Sosyal Medyada Biz!
Hesaplarımızı takip ederek en güncel bilgilere ulaşabilirsiniz.