Hz. Peygamber’in (s.a.v) vazifesi sadece tebliğ etmek midir?

 

***

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin tebliğle görevlendirildiğini, Kur’an-ı Kerim’i tebyin etme (açıklama) veya hüküm koyma yetkisinin olmadığını iddia edenler, “Peygamber’e düşen sadece açık-seçik tebliğdir.”[1], “(Ey Resulüm!) Yine de yüz çevirirlerse, artık sana düşen ancak açık bir tebliğden ibarettir.”[2] gibi ayet-i kerimelerden hareket ediyorlar ve “işte, Kur’an Peygamber’in sadece tebliğci olduğunu başka bir vazifesi ve yetkisinin olmadığını söylüyor” diyorlar. Peki, doğru mu bu?

Asla değil. Böyle bir şeyi savunmak ya Kur’an’ın meseleleri açıklamaktaki üslubuna yabancı olmaktan ya da bilerek mevzuyu saptırmak suretiyle hainlik yapmaktan neşet eder. Iki ihtimali var bunun.

Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin “tebliğ”den başka vazifesi var mıdır yok mudur sorusuna Kur’an’dan cevap arayalım o zaman. Kur’an-ı Kerim, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizden bahseden farklı ayet-i kerimelerde onun muhtelif vasıflarından bahseder. Bunların kimileri de aynı tebliğ ayetlerinde olduğu gibi “hasır/tahsis” yolu üzeredir. Mesela Kur’an-ı Kerim Hud Suresi’nde Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize: “Sen ancak bir nezirsin/uyarıcısın”[3] buyurmaktadır. Hacc Suresi’ndeki bir ayette şöyle buyurulmaktadır:

“De ki: ‘Ey insanlar! Muhakkak ki, ben sizin için ancak apaçık bir nezirim”[4] buyurulmaktadır.

Bu ayetlerden neyi anlıyoruz? Demek ki, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz sadece nezirmiş, başka bir şey değil.

Başka ayetlere göz atıyoruz şimdi. Bakara Suresi’nde şöyle buyuruluyor:

“Süphe yok ki, Biz seni hak ile mübeşşir ve münzir olarak gönderdik.”[5]

Isra Suresi’nde de,

“Ve onu hak ile indirdik ve hak ile indi ve seni de ancak bir (beşir) müjdeleyici ve bir (nezir) korkutucu olarak gönderdik”[6] buyuruluyor.

Bu ayetlere baktığımızda neyi görüyoruz? Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz sadece beşir ve nezirmiş. Bir vasıf daha eklenmiş bu ayet-i kerimelerde. Ve acayip olan şu ki; nezir olduğuna vurgu yapılan ayetlerde de beşir ve nezir olduğuna vurgu yapılan ayet-i kerimelerde de tahsis ifadesi var. Buradan bir şey ortaya çıkıyor üslubu’l-Kur’anla ilgili: Demek ki Kur’an-ı Kerim bir şeye bir mahalde vurgu yaparken diğerini zikretmeyebiliyor. Biz buna “iktifa” diyoruz. Yani bir mahalde o mahal için gerekli olan şeyi zikredip diğerlerinden yüz çevirmek. Öyleyse Kur’an’ın “sadece budur” dediği şey diğer ayetlerde başkalarının ispat edildiği durumlarda “iktifa” olarak anlaşılmalı ve “bunun dışında başka bir şey değildir” şeklinde bir mana çıkarılmamalıdır. Biz buna bütüncül okuma diyoruz işte. Kur’an böyle okunursa sahih neticeler edle edilir ki müfessirlerimiz (Allah onlardan razı olsun) bunu fazlasıyla yapmışlar. Aksi takdirde Kur’an’ın diğer ayetinde de benzer ifadeyle başka bir şeyin ispat edildiğini görürsünüz ve iddianız temelsiz kalır.

Şimdi dilerseniz Kur’an-ı Kerim’de Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize ne tarz vazifeler ve vasıflar verildiğini gösteren birtakım ayetleri sıralayalım:

“Nitekim içinizden size bir peygamber gönderdik. O size âyetlerimizi okuyor, sizi temizliyor, size kitabı ve hikmeti öğretiyor. Size bilmediğiniz şeyleri öğretiyor.”[7]

Bu ayet-i kerime Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin ayetleri okuyan bir “Tâlî”, ümmetini kötülüklerden arındıran bir “Müzekki”, onlara bilmediklerini öğreten bir “Muallim” olduğunu söylüyor. Dikkat edin bu vasıflar bu ayette Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin bizatihi kendisine nispet ediliyor. Benzer bir ayet de şu:

“Ey bizim Rabbimiz, bir de onlara içlerinden öyle bir peygamber gönder ki, onlara senin âyetlerini tilavet eylesin, kendilerine kitabı ve hikmeti öğretsin, içlerini ve dışlarını tertemiz yapıp onları pâk eylesin. Hiç şüphesiz Azîz sensin, hikmet sahibi Sensin.”[8]

Bu ayetleri bir kenara not edip devam ediyoruz.

“Biz sana Kitab (Kur’ân)ı hak olarak indirdik ki, insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği şekilde hüküm veresin. Sakın hainlerin savunucusu olma!”[9]

Bu ayet-i kerimede de Allah Rasulü (s.a.v)’nün “Hakimlik” vasfını haiz olduğu ve kitabın da ona bu gayeyle inzal buyurulduğundan bahsediliyor.

“Elif, Lâm, Râ. Bu Kur’ân öyle büyük bir kitaptır ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa, her şeye galip ve hamde lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik.”[10]

Bu ayet de Peygamber’in (s.a.v) el-muhricu mine’z-zulümati ile’n-nur/ insanları karanlıklardan aydınlığa, nura çıkarıcı olma vazifesinden, vasfından bahsediyor.

“Biz o peygamberleri mucizelerle ve kitaplarla gönderdik. Ey Peygamberim! Sana da Kur’ân’ı indirdik ki, insanlara vahyedileni açıklayasın. Belki onlar da düşünürler.”[11]

Bu ayet-i kerimde de “Mübeyyin”, yani ona indirileni açıklamakla vazifeli olduğundan bahsediyor. Benzeri bir ayet de şu:

“(Ey Resulüm!) Biz, sana bu kitabı (Kur’ânı) sırf hakkında ihtilafa düştükleri şeyi insanlara açıklaman için ve iman edecek topluma bir hidayet, bir rahmet olsun diye indirdik.”[12]

“Şüphesiz ki sen de insanları doğru bir yola götürüyorsun. Göklerde ve yerde bulunanların sahibi olan Allah’ın yoluna götürüyorsun. İyi bilin ki bütün işler sonunda yalnız Allah’a dönecektir.”[13]

Bu ayette de Rasulüllah (s.a.v)’in “Hâdî/doğru yolu gösterici” olması üzerinde duruluyor.

“Onların mallarından sadaka al ki, onunla kendilerini temizlersin, tertemiz edersin. Bir de haklarında hayır dua et. Çünkü senin duan kalblerini yatıştırır. Allah işitendir, bilendir.”[14]

Görüldüğü gibi bu ayet-i kerime de Allah Rasulü (s.a.v)’nün ümmetine salat etmesi yani onlar için dua etmesi ve istiğfar etmesi emrediliyor. Bu da başka bir vasıf.

“Ey Peygamber, kâfirlerle ve münafıklarla savaş. Onlara karşı katı ol. Onların varacakları yer cehennemdir ve orası ne kötü bir yerdir.”[15]

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz aynı zamanda da savaşla muvazzaf kılınmış bir mücahid Peygamber. Bu da O (s.a.v)’nun başka bir vasfı ve vazifesi. Yani savaşacak, dinini yayacak ve i’la-i kelimetullah uğruna mücadele edecek. Allah onu bununla vazifelendirmiş.

“Onlar ki, o ümmî peygambere uyarlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılmış bulacakları o peygambere uyup, onun izinden giderler ki, o, onlara iyiyi emreder ve onları kötülüklerden alıkoyar, temiz ve hoş şeyleri kendilerine helâl kılar, murdar ve kötü şeyleri de üzerlerine haram kılar, sırtlarından ağır yükleri indirir, üzerlerindeki bağları ve zincirleri kırar atar, işte o vakit ona iman eden, ona kuvvetle saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun peygamberliği ile birlikte indirilen nuru izleyen kimseler var ya, işte asıl murada eren kurtulmuşlar onlardır.”[16]

Bu ayette de sırasıyla Allah Rasulü (s.a.v)’nün iyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak, temiz olan şeyleri helal yapıp habis olan şeyleri de -Allah’ın izni ve emriyle- haram kılmakta vazifeli olduğu açık ve seçik ifade ediliyor.

“Kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde ne Allah’a, ne ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resulünün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini din edinmeyen kimselere alçalmış oldukları halde elden cizye verecekleri hale gelinceye kadar savaş yapın.”[17]

Bu ayette de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimizin Allah’ın Kur’an’da yasak kıldığı bazı şeylerin dışında birtakım şeyleri haram kılabileceği ve müminlerin de bu yasakları haramları “haram” olarak kabullenmeleri gerektiği ifade ediliyor. Bu da başka bir vasıf.

“Ey peygamber! Biz seni hem bir şahit, hem bir müjdeci, hem bir uyarıcı olarak gönderdik.”[18]

Demek ki Nebiyy-i zişanın başka bir vasfı da “ümmetine şahid” olmasıdır.

Verdiğimiz misallerden ve zikretmediğimiz başkalarından da anlaşıldığı üzere, Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize Kur’an’ın yüklediği birçok vazife ve yetki varmış demek ki. Bunların hepsi de Kur’an ayetlerinde mevcut. Durum buyken, Peygamber (s.a.v)’in yetkisine ipotek koyma ve bu vesileyle dini istediği şekilde farklı yorumlama çabası içinde olanların, sadece kendi iddialarını destekleyen “Peygamber (s.a.v)’in sadece tebliğci olduğu”nu ifade eden ayetleri okumaları ve Hz. Peygamber (s.a.v)’e bunca vazifeyi yükleyen yukarıdaki ayet gibi nice ayetleri ıskalamaları hiç de samimi değil. Bu tavır, söylediğim şeyler Kur’an’a ve muradullaha muvafık olmalı tavrı değil, Kur’an ve muradullah’a benim savunduğum şeyi söyletebilmeliyim tavrıdır.

**********

DIPNOTLAR:

[1] Nur Suresi, 54.

[2] Nahl Suresi, 82.

[3] Hud Suresi, 12.

[4] Hacc Suresi, 49.

[5] Bakara Suresi, 119.

[6] Isra Suresi, 105.

[7] Bakara Suresi, 151.

[8] Bakara Suresi, 129.

[9] Nisa Suresi, 105.

[10] Ibrahim Suresi, 1.

[11] Nahl Suresi, 44.

[12] Nahl Suresi, 64.

[13] Sura Suresi, 52-53.

[14] Tevbe Suresi, 103.

[15] Tevbe Suresi, 73. Tahrim Suresi, 9.

[16] A’raf Suresi, 157.

[17] Tevbe Suresi, 29.

[18] Ahzab Suresi, 45.

KAYNAK:

Ömer Faruk Korkmaz, Ayet-i Kerimeler Işığında Sünnetin Hücciyeti, Dirayet Kitaplığı, 2. Baskı, Istanbul 2017, sayfa 66-75.

*

**********

Kadir Çandarlıoğlu

www.belgelerlegercektarih.net

.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Close
Sosyal Medyada Biz!
Hesaplarımızı takip ederek en güncel bilgilere ulaşabilirsiniz.