Hadisler Ekseninde Çevre Ahlakı (Bitkiler)

*

hadis inkarcilari, hadisler ekseninde cevre ahlaki, doga sevgisi, tabiat sevgisi Peygamberin hadisleri cevre

***

İnsanın bitkileri yeme, içme, giyinme, güzel koku elde etme veya seyretme gibi ihtiyaçlarında kullanması elbette onlarla ilişkisinde belirleyici rol oynamaktadır. Ancak hadislerde bitkilerin “fayda” merkezli bir anlayışın ötesinde, “değer” merkezli bir anlayışla ele alındığı görülmektedir. “Otlar ve ağaçlar (Allah’a) secde ederler”[1] ayetinden de açıkça anlaşıldığı üzere, ruhsuz, duygusuz, cansız, amaçsız nesneler olmayan bitkiler, varlıklarının değerinin bilinmesini hak etmektedirler. Hz. Peygamber’in, hacıların telbiyelerine etrafta bulunan ağaçların da eşlik ettiğini[2] ve müezzinin sesini işiten herkes gibi ağaçların da kıyamet gününde onun lehinde şahitlik edeceklerini[3] haber vermesi, ağacın canlılığı hakkında yeniden düşünmeye davet edecek niteliktedir.

Allah Resulü’nün kıyamet kopmak üzere bile olsa bir fidana yaşama hakkı tanınmasını ve bu konudaki sorumluluğun gözardı edilmemesini istediğini[4] daha önce belirtmiştik. Onun ve ashabının, hayvanları yesin diye ağaçtan yaprak silkeleyen kimseleri bu işi sopayla vurarak değil de, ağacı sallayarak nazik biçimde yapmaları konusunda uyarmaları, bitkiye gösterilen saygının ifadesidir.[5]

Ağaç konusundaki nebevî hassasiyetin, bitkinin incitilmemesi noktasına kadar uzandığı düşünüldüğünde, elbette bitkinin hayat hakkına anlamsız biçimde müdahale de yasaklanmış olacaktır. Nitekim Hz. Peygamber, kıtlık zamanında hayvanlar için sığınak görevi gördüklerini hatırlatarak ağaçların kesilmesini yasaklamakta,[6] o günün şartlarında çölde yolculuk yapanların altında gölgelendikleri sidr ağaçlarını kesenlere ise, lanet okuyacak kadar öfkelenmektedir.[7] Onun prensiplerine göre, geçerli bir sebeple ağaç kesen kimsenin üzerine düşen, yerine yenisini dikmektir.[8] Diğer taraftan o, savaşa çıkan ordusuna haddi aşmamaları, ihtiyarları öldürmemeleri ve ibadetgâhları yakmamaları gibi hususlarda talimat verirken ağaçları kesmemelerini de emretmiştir.[9] İnsanlar arasında yaşanan savaş gibi yıkıcı bir anlaşmazlığın bedelini bitkilere ödetmeme, tabir caizse konuyla ilgisi olmayan diğer varlıkları olayın dışında tutabilme erdemi, çevre ahlakının benzersiz bir örneğidir.

Doğrusu, Hz. İbrahim’in, eşi Hacer ile oğlu İsmail’i Mekke topraklarına getirdiği zaman, “(Onları ) Beyt-i Harem’in yanında ziraat yapılmayan bir vadiye yerleştirdim”[10] demesinden de anlaşıldığı üzere, Hz. Peygamber’in büyüdüğü çevre, yeşil bakımından fakirdir. Onun bu dokuyu değiştirmek üzere çevreyi ağaçlandırma konusundaki çabaları, “tabiatla dostluğunu ilerleten insan” figürü açısından son derece dikkat çekicidir. Yaşadığı dönemin zihniyetine ters geldiği ve alışılagelmişi değiştirmeye yönelik olduğu düşünüldüğünde, bu yaklaşımın Son Elçi’nin dinî tebliğinin bir parçası olduğunu söylemek mümkündür. Nitekim Peygamber terbiyesinden geçen ashabın ağaç dikerlerken çeşitli tepkilerle karşılaşmaları, kanaatimizi pekiştirecek örneklerdir. Söz gelimi, Şam’da bir gün ağaç dikmekle uğraşan Ebu’d-Derdâ’nın yanına gelen bir kimsenin “Resulullah’ın ashabından olduğun halde ağaç mı dikiyorsun?” şeklindeki hayret ifadesi, böyle büyük bir insanın böyle küçük işlerle uğraşmasını eleştirir niteliktedir. Ebu’d-Derdâ ona Allah Resulü’nün şu hadisini naklederek cevap vermiştir: “Bir kimse bir ağaç diker de, o ağaçtan bir insan yahut da Allah’ın yarattığı varlıklardan herhangi biri meyve yerse, muhakkak bu yenilen mahsul, diken kimse için sadaka olur.”[11]

Diğer bir örnekte Hz. Osman günün ilerleyen bir vaktinde ağaç dikerken, kendisini ziyarete gelen bir kimse, “Müminlerin emîri, bu saatte mi ağaç dikiyorsun?” demekte, Hz. Osman ise, “Bence, geldiğinde beni böyle salih amel işleyen bir kimse olarak bulman, bozgunculuk yaparken bulmandan çok daha hayırlıdır” cevabını vermektedir.[12] Aynı terbiye gereğidir ki, Hz. Ömer, Ammâre b. Huzeyme’nin babasına “Arazine ağaç dikmene engel olan şey nedir?” diye sorduğunda “Yarın ölecek kadar yaşlandım” şeklinde bir cevap almış, ama bu bahaneyi geçerli bulmayarak, “Bahçeni ağaçlandırmalısın” demiş, hatta ağaç dikme işinde ihtiyarla birlikte bizzat çalışmıştır.[13] (..)

Allah Resulü’nün, “afira” (toza toprağa bulanmış) yahut da “ğadira” (bitki bitirmeyen) isminde bir köyün adını “hadira” (yeşillik) ile değiştirmesi,[14] ortama yeşil ile huzur verme gayretinin eseri olmalıdır. Bu açıdan düşünüldüğünde, onun yeşil ile ilişkisinin görsel ve maddî olmanın yanısıra, düşünsel ve manevî bir alana da tekabül ettiği söylenebilir.(..)

Aslında, bir Yahudi’nin kölesi olan Selman-ı Farisî efendisiyle “özgürlük” anlaşması yapacağında, üç yüz hurma fidanı dikme şartını da anlaşmanın maddeleri arasına yazmasını isteyen Hz. Peygamber’in, ashabın yardımıyla toplanan fidanları açılan çukurlara bizzat dikmesi ve fidanların fire vermeden tutması,[15] insan-bitki ilişkisinin “özgür bir hayat hakkı” noktasında odaklandığına dair verilebilecek en etkileyici örnektir.

 

**********

 

KAYNAKLAR:

[1] Rahmân Suresi, 55/6.

[2] İbn Mâce, Menâsik, 15; Hâkim, Ebû Abdullah en-Neysâbûrî, el-Müstedrek ale’s -Sahîhayn, I-IV, Dâru’l-Ma’rife, Beyrut trs., I/620.

[3] İbn Mâce, Ezân, 5.

[4] Ahmed b. Hanbel, Müsned, III/184, 191.

[5] Bkz. Heysemî, Ali b. Ebû Bekir, Mecmau’z-Zevâid ve Menbeu’l-Fevâid, I-X, Dâru’l-Kitâbi’l-Arabî, Beyrut 1967, III/650-651, h.no: 5801; İbnü’l-Esîr, Ali b. Muhamed İzzüddîn Ebu’l-Hasen, Üsdü’l-Ğâbe fî Ma’rifeti’s -Sahâbe, I-VIII, Thk. Ali b. Muhamed Muavvız-Âdil Ahmed Abdülmevcûd, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut trs, V/351, no: 6432 .

[6] Abdürrezzâk b. Hemmâm es-San’ânî, el -Musannef, I-XI, Thk. Habîbürrahmân el-A’zamî, el-Mektebetü’l-İslamî, Beyrut 1403, V/201, h.no: 9381; eş-Şâfiî, Muhammed b. İdris, el-Ümm, I-VIII, Dâru’l-Ma’rife, Beyrut 1393, VII/261.

[7] Ebû Dâvûd, Edeb 158, 159; el-Beyhakî, Ebû Bekr Ahmed b. el-Hüseyn (458-1065), es-Sünenü’l-Kübrâ, I-X, Thk. Muhammed Abdülkâdir Atâ, Mektebetü Dâri’l-Bâz, Mekke 1994, VI/223, 224, h.no: 11975, 11977. Bitkilerin özel arazide ve kamu arazisinde bulunmalarına göre İslam hukukuna konu oluşları hakkında bkz. es-Sühaybânî, Abdullah b. Ömer b. Muhammed, Ahkâmü’l-Bîe fi’l-Fıkhi’l-İslamî, Dâru İbni’l-Cevzî, Riyad 2008/1429.
s. 651-772.

[8] el-Belazurî, Ahmed b. Yahyâ b. Câbir (279/892), Fütûhu’l-Büldân, I-III, Matbaatü Lecneti’l-Beyâni’l-Arabî, Kahire, trs., I/9.

[9] Abdürrezzâk b. Hemmâm es-San’ânî (211/826), el-Musannef, I-XI, Thk. Habîbürrahmân el-A’zamî, el-Mektebetü’l-İslamî, Beyrut 1403., V/220, h.no: 9430; Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, IX/91; h.no: 17935; Süyûtî, Hâfız Celaleddîn, Câmiu’l-Ehâdîs, I-XXI, Dâru’l-Fikr, Beyrut trs., XIII/216; h.no: 860.

[10] İbrahim Suresi, 14/37.

[11] Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI/443. Ayrıca bkz. Müslim, Müsâkât, 8; Buhârî, Edeb, 27.

[12] Süyûtî, Hâfız Celaleddîn, Câmiu’l-Ehâdîs, I-XXI, Dâru’l-Fikr, Beyrut trs., XV/236; h.no: 5572; Ali el-Muttakî, Kenzü’l-Ummâl fî Süneni’l-Akvâl ve’l- Ef’âl, Thk. Bekrî Hayyânî-Safvet es-Sekâ, Müessesetü’r-Risâle, Beyrut 1981, III/909, h.no: 9137.

[13] Süyûtî, Hâfız Celaleddîn, Câmiu’l-Ehâdîs, I-XXI, Dâru’l-Fikr, Beyrut trs., XIV/118; h.no: 2313; Ali el-Muttakî (975/1567), Kenzü’l-Ummâl fî Süneni’l-Akvâl ve’l-Ef’âl, thk. Bekrî Hayyânî-Safvet es-Sekâ, Müessesetü’r-Risâle, Beyrut 1981, III/909, h.no: 9136.

[14] Taberânî, Süleyman b. Ahmed, el-Mu’cemü’s-Sağîr, I-II, Thk. Muhammed Şekûr Mahmûd el-Hâc Emrîr, el-Mektebetü’l-İslamî, Beyrut 1405/1985, I/218, h.no: 349; İbn Hıbbân, Sahîh, XIII/136, h.no: 5821; Beyhakî, Şuabü’l-Îmân, I-VIII, Thk. Muhammed es-Saîd Besyûnî Zağlûl, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 1410., IV/313, h.no: 5228.

[15] Ahmed b. Hanbel, Müsned, V/441, Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ, X/536, h.no: 22245.

***

ALINTI:

Doç. Dr. Huriye Martı, Hadisler Ekseninde Çevre Ahlakı, Etkileşim Yayınları, Istanbul 2013.

.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Close
Sosyal Medyada Biz!
Hesaplarımızı takip ederek en güncel bilgilere ulaşabilirsiniz.