Emeviler Döneminde İlim: TIP

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ve hulefa-i raşidin dönemlerinde daha çok dini ilimlerle meşgul olan Müslümanlar, Emeviler dönemine gelindiğinde beşeri ilimlerle de ilgilenmeye başlamışlardır. Bu yazı dizisinde (tefrikada) büyük ölçüde Prof. Dr. Fuat Sezgin’in muhtelif eserlerinden ve “Emeviler Dönemi Bilim Kültür ve Sanat Hayatı” isimli eserden istifadeyle Müslümanların söz konusu dönemde başta tıp olmak üzere kimya, matematik ve astronomi konusunda yapmış oldukları faaliyetleri kısaca ele almak istiyoruz.

Hülafa-i raşidin ve Emeviler, fethettikleri yerlerde gayri müslimlerin sahip olduğu ilmî müesseselere hiçbir zaman zarar vermeyi düşünmemişler, aksine çalışmalarını teşvik etmişlerdir. Islam dünyasında tercüme faaliyetleri, pek çok Doğulu ve Batılı müellifin iddia ettiğinin aksine Abbasiler döneminde değil, Emeviler döneminde başlamıştır. Bu dönemdeki tercüme hareketinin hedefi tıp ve müspet ilimlerdir. ‘Emeviler döneminin ilk yıllarından itibaren Müslümanlar tıp ve kimya gibi ilimlere alaka duymuşlardır. Bir yandan devlet adamlarının bu ilim dallarına dair yazmış oldukları Süryanice, Yunanca hatta Kıptice eserleri Arapçaya çevirmeleriyle Islam dünyasında giderek hızlanacak olan bir bilimsel faaliyeti başlatmıştır.’[1]

Emeviler döneminde gerçekleşen bu tercüme faaliyetlerine Emevi hanedanından Hz. Muaviye’nin torunu Halid b. Yezid‘in öncülük ettiği rivayet edilmektedir.[2]

Ancak son dönemlerde yapılmış çalışmalar, çeviri hareketlerinin Halid’den oldukça önce başladığını göstermektedir. Nitekim Fazıl Ibrahim Halil’in yaptığı çalışma bunu açıkça ortaya koymaktadır. Buna göre; ilk çeviriler Emevilerin kurucusu Muaviye b. Ebi Süfyan‘la başlamıştır. O, pek çok sahada olduğu gibi tıp alanında da eserler yazılmasını istemiş, bunun üzerine Ibn Asal ‘Müfret ve Mürekkep ilaçlar ve Kuvvetleri’ isimli bir çalışma yapmış, bu çalışmasına Yunanca ve Süryaniceden pek çok eseri kaynak göstermiştir. Hatta Hz. Muaviye (radıyallahu anh) ondan, kaynak olarak kullandığı bu eserlerden birkaçını Arapçaya tercüme etmesini istemiştir.[3]

***Emeviler Döneminde Tıbbi Aletler***

Islam Bilim Tarihi Duayeni Prof. Dr. Fuat Sezgin’e göre, gelecekte Emevilerin ilk halifesi olacak Hz. Muaviye’nin henüz valilik döneminde Yunanca eserlerin Arapça çevirisine yönelik ilgi uyanmıştı.[4] Ancak Halid tarafından sistematik çevirilerin yaptırılmış olması bu alanda öncü olarak tanınmasını sağlamıştır. Hz. Muaviye tarafından başlatılan bu çeviri hareketleri kendisinden sonra da sürdürülmüştür.[5]

**Emeviler Döneminde TIP**

Araplar arasında müspet ilimler sahasında en çok alaka duyulan alan tıp olmuştur. Iran’ın hakimiyetinde bulunan Cündişapur tıp merkezi Araplar nezdinde büyük şöhret kazanmıştır. Hz. Ömer (radıyallahu anh) döneminde Bizans, Iran ve Mısır’ın fethedilmesi neticesinde buralardaki tıp eğitim merkezleri ve bu merkezlerdeki kütüphanelerde mevcut olan eserler Müslümanların eline geçmiştir. Müslümanlar ilk dönemlerde bunların zararlı olup olmadığını anlayamadıklarından Hz. Ömer, Iskenderiye ve Ariş’ten getirttiği kitapları okutturmuştur.[6] 

Bu eserler yakılmamış, tahrip edilmemiş, hatta korunmuştur.[7]

Cündişapur, Hz. Ömer (radıyallahu anh) döneminde Ebu Musa el-Eş’ari (radıyallahu anh) tarafından barış yoluyla fethedilmiştir. Müslümanlar bu tıp merkezinin faaliyetlerini serbest bıraktıkları gibi buranın mezunlarından da yararlanmaya çalışmışlardır.[8] Nitekim Hz. Osman (radıyallahu anh) zamanında bu okul mezunlarından biri olan Ebu’l-Hakem, Medine’de doktorluk yapmıştır.[9] Emeviler de Cündişapur tıp merkezinin faaliyetlerini teşvik etmişler, oradan mezun olan ünlü hekimleri saraylarına almışlardır.[10]

***Batı’da “Albucasis” olarak bilinen Endülüs Emevî tabiplerinden Halef Ibn Abbas ez-Zehravî’nin “Kitâb et-tasrif fi’t-tıbb” adlı ansiklopedik eserinde bulunan tıbbi aletlerin çizimi***

Daha çok Hipokrat’ın görüşlerinin okutulduğu kaydedilen Iskenderiye ile Hz. Ömer (radıyallahu anh) döneminde başlayan ilişki, Emeviler döneminde gelişerek devam etmiştir. Özellikle I. Yezid’in oğlu Halid kendisini ilme vermiş, Iskenderiye’den getirttiği kitapları okumuş, Iskenderiyeli ilim adamları vasıtasıyla tıp ve kimya öğrenmiştir.[11]

Prof. Dr. Fuat Sezgin, Hālid b. Yezīd’in ilme olan merakı hakkında şunları yazmaktadır:

“Islam’ın ilk yüzyılında ve ikinci yüzyılın geçiş döneminde Arapça’ya çevrilmiş bazı eserlerin isimleri bize ulaşmıştır. Bunların büyük bir kısmı, bu eserlerde verilen bilgilere göre Emevi Prensi Hālid b. Yezīd’in (ö. 102/720 civarında) direktifiyle çevrilmiş olup, bir bölümü kimya ve astrolojiyle ilgilidir. Bize kadar ulaşan bir dizi risalesi ile ve literatürde verilen birçok bilginin tanıklığıyla bu prensin, bilim tarihinde kimyayla uğraşan ve bu alanda eser veren ilk Arap olduğu görülmektedir.

Hālid b. Yezīd’in teşvikiyle çevirilen astrolojik eserlerden birisi de, el-Bīrūnī’nin 5./11. yüzyılın ilk yarısında kullanma olanağı bulduğu pseudo [sahte, uydurma, sözde] Ptoleme’nin “Meyveler Kitabı” (χαρπός; Kitāb es-Semere) isimli eserin tercümesidir. Bundan Hālid b. Yezīd’in astrolojiyle de uğraştığı anlaşılmaktadır. Meşhur astrolog Ebū Ma’şer (171-272/787-886) Hālid b. Yezīd’in bir eserini tanınmış astrolojik eserlerden birisi olarak kabul etmekte ve bildirmektedir.”[12]

***Batı’da “Albucasis” olarak bilinen Endülüs Emevî tabiplerinden Halef Ibn Abbas ez-Zehravî tarafından tarif edilen tıbbi aletler***

Tabii ki bu ilimlerin tamamının sadece adı geçen merkezlerden tevarüs ettiğini düşünmek eksik bir bilgi olur. Islam’ın henüz erken dönemlerinde kurulmuş olan şehirlerde de bu ilim dalları kendisine alaka duyan bir kitle bulmuştur. Hakikaten Hz. Ömer (radıyallahu anh) tarafından kurulan Kufe’de zamanla tıp ve veterinerlik ilmi çok gelişmiştir.

Emeviler döneminde Kufe’de dönemin en ileri teknikleri ile ameliyatların yapılabiliyor olması, o dönemdeki tıbbi gelişmeleri göstermesi açısından önem arzetmektedir. Belazuri’nin açık bir şekilde ifade ettiği gibi Hz. Muaviye’nin Kufe valisi Ziyad b. Ebihi’nin parmağı kangren olduğu zaman, şehirdeki tabipler toplanmış ve cerrahi müdahaleye karar vermişlerdir. Bu da o esnada cerrahi müdahalede bulunabilecek tabiplerin varlığına ve bu tıbbi tedavi yönteminin bilindiğine açık bir delildir.[13]

O dönemin bir başka önemli tıp merkezi ise Antakya idi ve başında Yakup isimli Urfalı bir tabip bulunuyordu. Hicri 61/680 yılında Iskenderiye’ye tıp öğrenmek üzere giden Ya’kub er-Ruhavi, döndüğünde Antakya tıp okulunun başına getirilmiş ve orada 11 yıl hocalık yapmıştır.[14]

Kendisi de bir ilim adamı olan Ömer b. Abdülaziz, halife olmadan önce Iskenderiye’deki tıp okulunun hocalarıyla görüşmüş ve Abdülmelik b. Ebcer ile dostluk kurmuştur. Ömer b. Abdülaziz halife olduğu zaman, Abdülmelik’i kendi himaye ve hizmetine almış, Abdülmelik, Ömer b. Abdüaziz’in teşvikiyle Iskenderiye’deki tıp okulunu hilafet merkezine daha yakın olan Antakya’ya taşımıştır.[15]

Emevilerin son dönemine gelindiğinde Arapça telifatın yapılmaya başlandığı görülmektedir. Nitekim Kalkaşendi, ‘Subhu’l-A’şa’ adlı eserinde, Yezid b. Abdülmelik’in doktoru Ahmed b. Ibrahim’in tıp sahasında Arapça eser telif ettiğini söylemektedir.[16]

Emeviler döneminde tıptaki bu gelişmeler semeresini vermiş ve Islam tarihindeki ilk hastane de bu dönemde kurulmuştur. Velid b. Abdülmelik tarafından inşa edilen bu hastanede birçok hastalık, dönemin en gelişmiş teknikleri ile tedavi edilmiştir. Bu konudaki en geniş bilgiyi veren Makrizi, Velid’in bu hastaneye maaşlı doktorlar tayin ettiğini, cüzzam hastalarının hastanede toplanmasını emrettiğini, bu hastalara ve âmâlara devlet tarafından erzak tayini yapıldığını aktarmaktadır.[17]

Ayrıca ilk fıtık ameliyatını yapan cerrah Endülüs Emevî tabiplerinden olan Halef Ibn Abbas ez-Zehravî’dir. Ebu’l-Kasım künyesiyle Milâdî 930’da Endülüs medeniyetinin merkezi olan Kurtuba’ya yakın ez-Zehra kasabasında dünyaya gelmiştir. Batı’da “Albucasis” olarak bilinir. Modern cerrahi ve medikal aletlerin kurucusudur… Columbia Üniversitesi Cerrahi Bölümü resmi web sitesinde neşredilen bir yazıda Zehravi, “Cerrahinin babaları” arasında zikredilir.[18] 

Harvard Üniversitesi kütüphanesinde bile ez-Zehravî’nin “Kitâb et-tasrif fi’t-tıbb” adlı ansiklopedik eserine yer verilir.[19]

Netice olarak Emeviler dönemi, Müslümanların beşeri ilimlerde bir hazırlık ve altyapı oluşturma dönemidir. Fetihler sonucu ele geçen topraklardaki kurum ve kuruluşlara zarar verilmediği gibi onların çalışmaları teşvik edilmiş, hatta alanlarında uzman pek çok kişi devlet başkanından ve saraydan çok yakın ilgi ve alaka görmüştür.

**********

KAYNAKLAR:

[1] Mehmet Bayraktar, Islam Felsefesine Giriş, Ankara 1998.

[2] Mehmet Bayraktar, Islam Felsefesine Giriş, Ankara 1998, sayfa 36.

Halid b. Yezid’in tam adı: Ebû Hâşim Hâlid b. Yezîd b. Muâviye b. Ebî Süfyân el-Ümevî.

Kaynaklarda Halid b. Yezid’in çok zeki, yiğit, cömert ve dindar bir kimse olduğu ifade edilir. Kendisinin diyalektiği iyi kulandığı ve güçlü bir hatip olduğu anlaşılmaktadır. (Taberi, V, 532). Klasik yazarlar, onun kimyayı (simya) şiirle terennüm edecek kadar başarılı bir şair olduğunu kaydederek hanımlarından Remle bint Zübeyr b. Avvam için yazdığı gazelden örnekler verip şiirinden övgüyle söz ederler. (Yakut, xı. 37-39).

Bakınız; Muhammed Abdülkadir Hureysât, “Hâlid b. Yezîd b. Muâviye”, TDV Islâm Ansiklopedisi, cild 15, sayfa 293.

[3] Fazıl Halil Ibrahim, Halid b. Yezid ve Siretuhu, sayfa 50. Nakleden; Emeviler Dönemi Bilim, Kültür ve Sanat Hayatı (Editör: Irfan Aycan), Otto Yayınları, Istanbul 2017, sayfa 70.

[4] Fuat Sezgin, Islam’da Bilim ve Teknik, cild 1, 2. Baskı, Istanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. Yayınları, Istanbul 2008, sayfa 3.

[5] Ibnu’n-Nedim, Fihrist, 88, Ibnu’l-Kıfti, Ahbaru’l-Ulema bi Ahbari’l-Hukema, Kahire, sayfa 67; Ibn Ebi Usaybi’a, sayfa 159; Hilmi Ziya Ülken, Uyanış Devirlerinde Tercümenin Rolü, Istanbul 1935, sayfa 55-62. Nakleden; Emeviler Dönemi Bilim, Kültür ve Sanat Hayatı (Editör: Irfan Aycan), Otto Yayınları, Istanbul 2017, sayfa 71.

[6] Ya’kubi, II, 26. Nakleden; Emeviler Dönemi Bilim, Kültür ve Sanat Hayatı (Editör: Irfan Aycan), Otto Yayınları, Istanbul 2017, sayfa 72.

[7] Bazılarının iddia ettiğinin aksine Hazret-i Ömer (radıyallahu anh) kütüphane yaktırmamıştır. Bu yalan Ebu’l-Ferec diye bilinen Suriyeli Hıristiyan yazar Barhebraeus’un tarihine dayanır. Bunun meşhur tarihi, 1663’te Latince’ye çevrilip yayınlandı. Efsâne ilk o zaman Avrupa’da duyuldu. Üstelik hâdise, kitabın Ibranice ve kısaltılmış Süryanice ve Arapça asıl nüshalarında bulunmuyor. Sonradan kitaba sokuşturulmuş intibaını veriyor. Zaten o zamandaki kitapların hepsi olmasa da çoğu yanmayan parşömen üzerine yazılmıştı. Ebu’l-Ferec bunu, Ioannis’in hayatını anlatan tarihçi İbnü’l-Kıftî‘den okumuş. O da bunu 1203’te Mısır’ı gezen Bağdatlı tabip Abdüllatif‘ten rivayet ediyor. O da “Iskenderiye fenerinin yıkıntıları yanında birtakım direkler gördüm. Hazret-i Ömer’in yaktırdığı kütüphane burası olsa gerek!” demiş. Bu ziyaret Fâtımî Devleti’nin sonuna denk gelir. Fâtımîler, felsefeden etkilenen aşırı Şiî fırkasına mensuptu. Hazret-i Ömer’i cahil ve barbar olarak tanıtmak, ancak onların işine gelirdi. Abdüllatif, bu dedikodulara aldanmış olsa gerek. Böyle mühim bir hâdiseden, ne zengin Orta Çağ Islâm, ne kilise, ne Bizans ve ne de Yahudi literatüründe bahsedilir. Iznik piskoposu tarihçi Yuhanna, 7. asır sonlarında yaşadığı halde ve koyu Islâm düşmanlığına rağmen, bu hâdiseden bir kelime olsun söz etmez. Bu gibi iddialar ya efsanelerden doğar; ya da kasıtlı olarak uydurulur. Bir kişinin, bir davanın propagandasına yarar.

Bu hususta daha fazla malumat için bakınız;

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, Osmanlı’ya Kalan Miras, Timaş Yayınları, Istanbul 2016, sayfa 32 ve devamı.

[8] Yakut, Mu’cemu’l-Buldan, I-V, Beyrut 1979, II, 171. Nakleden; Emeviler Dönemi Bilim, Kültür ve Sanat Hayatı (Editör: Irfan Aycan), Otto Yayınları, Istanbul 2017, sayfa 73.

[9] Fazıl Halil Ibrahim, Halid b. Yezid ve Siretuhu, sayfa 51. Nakleden; Emeviler Dönemi Bilim, Kültür ve Sanat Hayatı (Editör: Irfan Aycan), Otto Yayınları, Istanbul 2017, sayfa 73.

[10] Ibn Ebi Usaybi’a, sayfa 171, 172, 175, 178, 179. Nakleden; Emeviler Dönemi Bilim, Kültür ve Sanat Hayatı (Editör: Irfan Aycan), Otto Yayınları, Istanbul 2017, sayfa 74.

[11] Gülsüm Sezen, Cahiliye Devrinden Emevilerin Sonuna Kadar Müslümanlarda Tıbbi Gelişmeler, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 1997, sayfa 82, 83.

[12] Fuat Sezgin, Islam’da Bilim ve Teknik, cild 1, 2. Baskı, Istanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. Yayınları, Istanbul 2008, sayfa 4.

Müslümanların, evrenin yapısı ve hareketlerine ilişkin Aristoteles Ptoleme tasavvurlarıyla erken dönemde karşılaşmaları bağlamında, Aristoteles’in adı altındaki uydurma περί κόσμου (Kitāb el-ʿĀlem)’nun, henüz Hişām b. ʿAbdülmelik (105-125/724-743) döneminde Arapça’ya çevrilmiş olması da aydınlatıcıdır. Bu kitabın kosmolojik-coğrafi ve meteorolojik içeriğinden Müslümanlar şunları öğrenmişlerdir:

“Dünya evrenin ortasında bulunmaktadır. Evren tüm gökyüzüyle birlikte sürekli olarak dönmektedir, bu yüzden evrenin kendi kendine çevresinde dönebileceği karşılıklı konumlanmış sabit iki nokta arasında bir eksen bulunmalıdır. Bu iki kutbun kuzeyde bulunanı, yeryüzünün alt tarafında bulunan güneydeki kutbun aksine devamlı görülebilir. Gökyüzünün ve yıldızların tözü esîr olarak adlandırılır. Esîr bir unsur olmakla birlikte, bilinen dört unsurdan ayrıdır ve ebedidir. Sabit yıldızlar tüm gökyüzüyle birlikte dairesel olarak dönerler; ‘ortalarında dönence boyunca çapraz bir kemer halinde gerilmiş zodyak diye anılan burçlar kuşağını oluşturan daire on iki hayvan tarafından bulundukları konumlara göre bölümlere ayrılmıştır.’ Yıldızların sayısı insanın araştırma alanını aşmaktadır. Diğerleri, yani hareketli yıldızlar (gezegenler) yedi tanedir. Onlar doğaları, hızları ve yeryüzüne olan uzaklıkları bakımından birbirlerinden farklıdırlar, bağlandıkları iç içe geçmiş sabit yıldız küreleriyle birlikte kendi yörüngelerinde hareket etmektedirler.” Bakınız;

Fuat Sezgin, Islam’da Bilim ve Teknik, cild 2, 2. Baskı, Istanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. Yayınları, Istanbul 2008, sayfa 4, 5.

[13] Belazuri, Ensabu’l-Eşraf, Beyrut 1979, IV, 227. Nakleden; Emeviler Dönemi Bilim, Kültür ve Sanat Hayatı (Editör: Irfan Aycan), Otto Yayınları, Istanbul 2017, sayfa 74.

[14] Gülsüm Sezen, Cahiliye Devrinden Emevilerin Sonuna Kadar Müslümanlarda Tıbbi Gelişmeler, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara 1997, sayfa 83.

[15] Ibn Ebi Usaybi’a, sayfa 116, 125, 126; Philip Hitti, Siyasi ve Kültürel Islam Tarihi, I-IV, (tercüme: Salih Tuğ), Istanbul 1980, II, 399. Nakleden; Emeviler Dönemi Bilim, Kültür ve Sanat Hayatı (Editör: Irfan Aycan), Otto Yayınları, Istanbul 2017, sayfa 75.

[16] Kalkaşendi, Subhu’l-A’şa, I-IX, Beyrut 1987, I, 431. Nakleden; Emeviler Dönemi Bilim, Kültür ve Sanat Hayatı (Editör: Irfan Aycan), Otto Yayınları, Istanbul 2017, sayfa 75.

[17] Makrizi, Hitat, I-II, II, 405. Nakleden; Emeviler Dönemi Bilim, Kültür ve Sanat Hayatı (Editör: Irfan Aycan), Otto Yayınları, Istanbul 2017, sayfa 75.

[18] Columbia Üniversitesi Cerrahi Bölümü resmi web sitesi, “History of Medicine: Islam’s Golden Surgeon” :

http://columbiasurgery.org/news/2015/07/15/history-medicine-islams-golden-surgeon-1

[19] Harvard Üniversitesi Kütüphanesi:

https://iiif.lib.harvard.edu/manifests/view/drs:406740470$112i

*********

Kadir Çandarlıoğlu

www.belgelerlegercektarih.net

*


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

Close
Sosyal Medyada Biz!
Hesaplarımızı takip ederek en güncel bilgilere ulaşabilirsiniz.